Çocuklar savaşta, terör meşruiyet peşinde...
Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan çatışmalar, sadece bir savaşın sahnesi değil, çocuklar üzerinden yürütülen bir terör düzeninin de görüntüsüydü. Amara gibi çocuklar, örgütün meşruiyet üretme aracına dönüştürülmüştür. PKK ve onun bugün farklı isimlerle pazarlanan uzantıları SDG, YPG, YPJ silahlı varlıklarını sürdürebilmek için tek bir şeye muhtaçtır: Mağduriyet üretmek...
Bu mağduriyet gerçek değildir; inşa edilir...
Ve bu inşanın en kirli, en işlevsel malzemesi çocuktur...
Bugün “SDG” adıyla uluslararası kamuoyuna sunulan yapı, PKK’nın ideolojik, kadrosal ve yöntemsel devamıdır. Değişen, isimlerdir; değişmeyen ise yöntemdir. Bu yöntem, yüz yıla yaklaşan bir çizgide aynıdır: Kendini halk adına konuşan bir aktör gibi sunmak, halkın en korunmasız kesimini ise araçsallaştırmak...
Çocukların sistematik biçimde okullardan alınması, aile bağlarının koparılması, ideolojik kamplarda yeniden şekillendirilmesi ve çatışma sahasına sürülmesi, askerî zorunluluktan değil; meşruiyet ihtiyacından kaynaklanır. Çünkü çocuk öldüğünde, silah değil, algı ateşlenir...
Amara vakası bu nedenle münferit bir dram değil, bu karanlık stratejinin nasıl işlediğini açıkça gösteriyor.
Ayn el-Arab'da okulunun önünden kaçırılan bir kız çocuğu…
Aradan geçen sürede ailesine iade edilmeyen, herhangi bir hukuki sürece konu edilmeyen, görünmez kılınan bir çocuk…
Henüz bir yıl dolmadan, Halep’te “kadın savaşçı” etiketiyle sahaya sürüldü; keskin nişancı olarak kullanıldı ve bu şekilde hayatını kaybetti.
Burada mesele, Amara’nın hangi kurşunla öldüğü değildir.
Asıl mesele, bir çocuğun nasıl savaşçıya dönüştürüldüğüdür!..
PKK/SDG çizgisi tam da bu noktada ustadır:
Önce çocuğu alır, sonra onu ideolojik olarak yeniden tanımlar, ardından ölümü politik........© Türkiye
