MUKAYESE…
Asker olmadığı halde yönetime gelir gelmez üzerine “üniforma” geçirip kendini “başkomutan” ilan edenlere bir bakın…
Çocuklara; “davamıza, kininize nefretinize sahip çıkın” diyor…
(Dava dedikleri de dini yaymak ve egemen kılmak..)
Bir de; üzerindeki her kapıyı açan “üniforma’sını” çıkaran, parlamenter sisteme geçiş yapıp beyaz gömlekli kravatlı “Takım elbisesi” ile ülke yönetene bir bakın…
“Küçük hanımlar, küçük beyler!..
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız..
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz…
Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız…”
Birisi bizzat içinde olduğu çakma bir darbe kalkışmasını “milli bayram” olarak armağan etmeye kalkıyor…
Öbürü, çağdaş, demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletinin temelinin atıldığı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı…
19 Mayıs’ı 30 Ağustos’u..
Biri “Ayran” içerek kendini herkesten akıllı güçlü sanıyo dünyanın nefretini kazanıyor…
Öbürü “Rakı” içerek, siyasi ve askeri dehası, insanlığı ile dünyanın hayranlığını kazanıyor…
Birisini, İslam alemi onay vermediği halde karısı çocukları ve biatçileri “Halife” ilan ediyor, kendisi de reddetmiyor…
Ötekisi tüm İslam alemi “Halifemi ol” diyor…
Halifeliği elinin tersiyle itiyor…
Birisi meşruiyetini ABD’den alıyor…
Diğeri Türk Milleti’nden alıyor…
Birisi milletine tek ayak üzerinde kırk yalan söylüyor…
Tutamatacağı sözler veriyor..
Yapmadıklarına yaptım diyor yapışmayacaklarını taahhüt ediyor…
Ülkenin topraklarını ve tüm kazanmalarını
yok pahasına satıyor…
Diğeri hayatı boyunca Türk milletine yalan söylemiyor…
Söz verdiklerini, yapacağım dediklerini bir bir yapıyor…
Ülkenin bir karış toprağını satmadığı gibi uzanan tüm elleri kırıyor…
Birinin arkasında “g..nün kılı olurum, diyen ve istesin haremine girerim,” derken gülen kadın milletivekilleri var…
Diğerinin arkasında sırtında cepheye mermi taşıyan, “paşalığınız geride kaldı yanlış yaparsanız hesap sorarız,” diyen kadın milletvekilleri var…
Birisi resmen boş çuval…
Çoğu çizgi romanı beş on kitap okumuş…
Ne edep ne had biliyor…
Diğeri okuduğu binlerce kitaba ve bildiği altı yabancı dile rağmen haddini biliyor, nazik aydın üslubu ile dosta düşmana edep dersi veriyor…
Birisi devletin-milletin milyarlarca parasını, hatta tüyü bitmemiş yetimin hakkını, cebine atıyor…
Çocuklarına yasa dışı edindiği serveti ortaya çıkınca “sıfırlayın” talimatı veriyor…
Diğeri kısacık ömründe sahip olduğu tüm mal mülk ve parasını milletine miras bırakıyor…
İhtiyaç için para isteyen annesine “evdeki halıları satsın” talimatı veriyor…
Mukayese edilecek çok şey var…
Fakat değişmeyen tek gerçek şu:
Birisi kapkara diğeri bembeyaz…
Ama inanın bu mukayeseyi yapmak zorunda kaldığım için büyük utanç ve hicap duyuyorum…
Teneke ile Altını aynı kefeye koyduğum için de gerçek Türk milletinden özür diliyorum…
Kurtarıcı beklemeyin, o sizsiniz…
Varlığınızın, değerinizin önemini bilin…
Yüzünüzü Batı’ya, medeni dünyaya çevirin…
Kulağınızı Atatürk’e verin…
Gerçeklerin peşinden koşun…
İlme bilime, sanata sarılın…
Kimliğinize, ilkemize..
Ülkemize, kültürümüze sahip çıkın…
İstanbul 23.04.2026 20.02
