menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her Dâim Bir Yol Var

11 0
30.08.2026

Bugün hava kararlı duruyor, kendinden emin. Biraz celâlli, ama yüzünü her gün aynı sadakatle gösteriyor ve hafızada hep aynı karelerle kalıyor. Belki de mesele tam burada başlıyor: hafıza bize bir ünsiyet ettiriyor. Tekrar eden, şaşmayan, güvenilir olanla aramızda bir yakınlık, bir alışkanlık, âdeta bir ev kurma hâli inşa ediyor.

Hatta bir adım daha ileri gidilebilir: hafıza olmasaydı, her gün gördüğümüz aynı şeylere "güzel" diyebilir miydik? Saf, anlık bir algı için hafızaya ihtiyaç yok; göz bir rengi, bir ışığı anında kaydeder. Ama "güzel" demek, çoğu zaman bir karşılaştırma, bir tanıma, bir beklentiyle örtüşme ya da onu aşma hissidir. Güzelliğin en derin, en kalıcı türü bir yüzü, bir manzarayı, bir sesi güzel bulmak hafızaya, yani bir şeyle önceden kurulmuş bir bağa, bir aşinalığa dayanır. Demek ki kâinatın her gün aynı sadakatle yüzünü göstermesi, sadece bir düzen kanıtı değil; aynı zamanda bizim onu "güzel" diye adlandırabilmemizin de ön şartı.

Kâinattaki bu tekrarın, bu hep aynı karede belirme hâlinin arkasında ne var?

Elbette Tekrarın arkasında bir kanun, kanunun arkasında bir emir var. Kâinat her sabah aynı yüzle geldiğinde, aslında kendisine verilen emre imtisal ediyor; bizim ünsiyet dediğimiz şey, o itaatin bizde bıraktığı iz olsa gerek.

Ve güvenilen bir nizam, aynı zamanda uyulması gereken bir nizamdır. Kâinat emre itaat ettiği için biz ona güvenebiliyoruz; bize düşen de o emri okuyup ona göre hareket etmek.

“Tevfik-i hareket, evâmir-i tekviniyeye imtisal ile olur.”

Yani bir işte gerçek muvaffakiyete- tevfike ulaşmak, ancak Allah’ın kâinata koyduğu yaratılış kanunlarına, evâmir-i tekviniyeye uymakla mümkündür.

Bir çiftçi hasat almak istiyorsa, dua etmekle beraber toprağı sürmesi, tohum ekmesi, sulaması gerekir. Bu cihetle muvaffakiyet, sebeplere riayet etmekten geçer.

Saîd Nursî Hazretlerinin, bahar mevsiminde bu hakikatı gösteren ifadeleri;

“Sonra senevî haşrin meydanı olan bahar mevsiminde gel, bak! İsrafilvari melek-i ra'd; baharda nefh-i sûr nevinden yağmura bağırması, yer altında defnedilen çekirdeklere nefh-i ruhla müjdelemesi zamanına dikkat et ki o nihayet derece karışık ve karışmış ve birbirine benzeyen o tohumcuklar, ism-i Hafîz'in tecellisi altında kemal-i imtisal ile hatasız olarak Fâtır-ı Hakîm'den gelen evamir-i tekviniyeyi imtisal ediyorlar. Ve öyle tevfik-i hareket ediyorlar ki onların o hareketlerinde bir şuur, bir basîret, bir kasd, bir irade, bir ilim, bir kemal, bir hikmet parladığı görünüyor.” (Mesnevi-i Nuriye- Risale-i Nur)

Bahar, burada yıllık, küçük bir "haşir" misali olarak nazara verilir. Gök gürültüsü meleği, kıyamette sûra üfleyecek İsrafil'e benzetilir; sanki yağmura üfleyerek toprağın altındaki tohumlara bir çeşit ruh üflenir, bir müjde verilir. Burdaki mehaz bır yönüyle: birbirine benzeyen, milyonlarca tohumcuk, hiç şaşırmadan, hiç karışmadan, kendi cinsine has bitkiye dönüşmesidir. Ve bu hakikat, "ism-i Hafîz" Allah'ın koruyucu, kaydedici ismi üzerinden okunur: her tohum, kendi genetik "programını" uygular.

Bu pasajda geçen "Fâtır-ı Hakîm" ifadesindeki "Fâtır", Kur'an-ı Hakîm de Fâtır Sûresi'nin (35. sûre) ilk ayetinde: "el-Hamdü lillâhi fâtırı's-semâvâti ve'l-ard" (Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'a hamd olsun).

Kelimenin kökü olan ف-ط-ر (fe-tı-ra), yarmak, çatlatmak anlamına gelir. Yani bir şeyi ilk defa, örneksiz, kendiliğinden meydana getirmek. Aynı kökten türeyen fıtrat yani insanın yaratılışında yarılıp açılan ve iftar orucu yarmak-bozmak da bu anlamı destekler.

Nazarı dıkkatımızı ise, Mesnevî-i Nuriye'nin devamında geçen bir başka ayette odaklamalıyız. Tohumların hatasız gelişimini anlattıktan sonra şu ayet gelir:

فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

"Gözünü yeniden çevir, bir fütur (çatlak, gedik, kusur) görüyor musun?" (Mülk Sûresi 67/3-4). "Fütur" (فُطُور) kelimesi de tam olarak Fâtır ile aynı ف-ط-ر kökünden gelir. Yani aynı kök, hem "yarıp var etme" (Fâtır) hem de "çatlak, yarık, kusur" (fütur) anlamını taşır. Fâtır (yarıp var eden), yarattığında hiçbir fütur (yarık, kusur) bırakmamıştır. Kökün kendisi "yarma" fikrini taşırken, sonuçta ortaya bir "yarık" çıkmaz.

Mehaz aynı görünen tohumların nasıl bambaşka varlıklara dönüştüğünü tasvir etmeye devam eder:

“Çünkü görüyorsun ki o birbirine benzeyen tohumcuklar, birbirinden temayüz edip ayrılıyor. Mesela bu tohumcuk, bir incir ağacı oldu. Fâtır-ı Hakîm'in nimetlerini başlarımız üstünde neşre başladı. Serpiyor, dallarının elleri ile bizlere uzatıyor. İşte ona sureten benzeyen bu iki tohumcuk ise gün âşığı namındaki çiçek ile hercaî menekşe gibi çiçekler verdi. Bizler için süslendi. Yüzümüze gülüyorlar, kendilerini bizlere sevdiriyorlar. Daha buradaki bir kısım tohumcuklar, bu güzel meyveleri verdi ve sümbül ve ağaç oldular.

Güzel tat, koku ve şekilleri ile iştihamızı açıp kendi nefislerine bizim nefislerimizi davet ediyorlar ve kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Tâ nebatî hayat mertebesinden hayvanî hayat mertebesine terakki etsinler. Ve hâkeza kıyas et.

Öyle bir surette o tohumcuklar inkişaf ettiler ki o tek kabza, muhtelif ağaçlar ve mütenevvi çiçekler ile dolu bir bahçe hükmüne geçti. İçinde hiçbir galat, kusur yok.” (Mesnevi-i Nuriye)

Bir tohum incir ağacı olur, dallarıyla meyve uzatır; ona görünüşte benzeyen başka tohumlar güneşe dönük açan bir çiçek ya da menekşe olur; başkaları sümbül, meyve ağacı olur. Mehaz, meyvenin kendini nefsimize feda ettiğini, böylece nebâtî hayat mertebesinden hayvanî hayat mertebesine terakki ettiğini söyler. Meselin özü: eğer bu çeşitlenme kör bir tesadüf olsaydı, bu derece tutarlı, amaçlı ve bize fayda sağlayacak şekilde gerçekleşmesi mümkün olamazdı.

Bu az sayıda yapı taşından çeşitlilik, Kâinatın, küçük ölçeğinde de geçerlidir. Bir elementin kimliğini belirleyen şey, çekirdeğindeki proton sayısıdır. Hidrojende 1, oksijende 8, altında 79 proton vardır. Kâinatta genele bakıldığında üç parçacık olan proton, nötron, elektron maddenin şekil aldığı ortamda görülmektedir. Birbirine benzeyen tohumcuklar gibi, kendi başına bakıldığında hepsi aynı türden. Ama bu parçacıkların sayısındaki kesin, hatasız farklar, periyodik tablodaki elementlerin hafif bir gazdan altına, kurşundan uranyuma bütün çeşitliliğini üretir.

2025 yılında CERN'in ALICE deneyinde, kurşun (Pb, 82 proton) çekirdeklerinin altına (Au, 79 proton) dönüştüğü gözlemlendi. Ama bu, bir zamana yatırım değil, tam tersi bir olaydır: kurşun çekirdekleri ışık hızına yakın hızlarda çarpışmadan çok yakın geçtiğinde, oluşan elektromanyetik alan çekirdekten anlık olarak 3 proton koparır. Ortaya çıkan altın çekirdekleri son derece kararsızdır. Saniyenin çok küçük bir kesrinde parçalanırlar; toplam üretilen miktar da gramın trilyonda birkaçı.

Bu, bir tezat sunar: tohumun ağaca dönüşmesi zamana yayılan, hatasız, kalıcı, nesilden nesile aktarılan bir süreçken; CERN'deki dönüşüm anlık, korunaksız ve kalıcı olmayan bir fiziksel olaydır. Fark ise; gerçek, kalıcı bir "terakki",........

© Risale Haber