menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BASİRETLİ VE HİKMETLİ OLMAK

4 0
18.06.2026

BASİRETLİ VE HİKMETLİ OLMAK

Tarih boyunca insanlar çoğu zaman güçsüz oldukları için değil, hakikati zamanında göremedikleri için kaybetmişlerdir. Toplumları yıkan şey çoğu zaman düşmanların gücü değil, dost görünen yanlışların fark edilememesidir. Bir milletin elinden serveti alınabilir ve yeniden kazanılabilir; ordusu yenilebilir ve yeniden kurulabilir; şehirleri yıkılabilir ve yeniden inşa edilebilir. Fakat basiretini kaybeden bir toplum, kendi yıkılışını ilerleme zannedebilir. Hikmetini kaybeden bir toplum ise kendisine kurulan düzenekleri özgürlük, kendisine giydirilen zincirleri medeniyet, kendisine sunulan bağımlılıkları ise kalkınma olarak algılayabilir. İşte bu nedenle Kur’an, insanı sadece iman etmeye değil, görmeye, düşünmeye, anlamaya, ibret almaya ve doğru hüküm vermeye çağırmaktadır. Çünkü hak ile batıl arasındaki mücadele sadece meydanlarda değil, zihinlerde verilmektedir. Zihni işgal edilen toplumlar, toprakları işgal edilmeden önce teslim alınırlar.

Bugün yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden biri bilgi eksikliği değildir. Aksine insanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar bilgiye ulaşamamıştır. Fakat aynı insanlık, hakikate ulaşmakta hiç olmadığı kadar zorlanmaktadır. Çünkü bilgi çoğalmış, fakat hikmet azalmıştır. Haber çoğalmış, fakat hakikati ayırt etme yeteneği zayıflamıştır. İnsanlar ekranlardan dünyayı izlemekte, fakat dünyayı yönlendiren güçleri okuyamamaktadır. Her gün yeni tartışmaların içine çekilmekte, fakat bu tartışmaların neden üretildiğini sorgulamamaktadır. İşte basiret burada devreye girer. Basiret, görünenin arkasındaki görünmeyeni fark edebilme kabiliyetidir. Hikmet ise görülen hakikati doğru değerlendirebilme ve onu hayata taşıyabilme olgunluğudur.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah’a davet ederiz.” (Yusuf, 12/108)

Bu ayet son derece dikkat çekicidir. Çünkü Allah Resûlü’nün davet metodunun merkezine basiret yerleştirilmiştir. Kör bir heyecan değil, şuursuz bir bağlılık değil, sloganlarla yürüyen bir hareket değil; ne yaptığını, neden yaptığını ve nereye yürüdüğünü bilen bir bilinç hali… Demek ki İslam’ın istediği insan tipi, sadece inanan insan değil; aynı zamanda gördüğünü anlayan, duyduğunu tartan, olayları doğru okuyabilen insandır.

Basiret sahibi insan ile basiretsiz insan aynı olaya bakar fakat farklı şeyler görür. Basiretsiz insan sonucu görür; basiret sahibi insan sebebi görür. Basiretsiz insan manşeti okur; basiret sahibi insan manşetin arkasındaki amacı araştırır. Basiretsiz insan günü yaşar; basiret sahibi insan geleceği hesap eder. Basiretsiz insan kalabalıklara bakar; basiret sahibi insan istikamete bakar. Çünkü hakikat her zaman çoğunlukta olmayabilir. Tarih boyunca peygamberlerin yanında çoğunluklar değil, hakikati görebilen insanlar yer........

© Mir'at Haber