En son ne zaman saçma bir soru sordunuz?
Bilginin ve doğru cevapların arama motorları ve üretken yapay zekâ tarafından saniyeler içinde, üstelik sıfır maliyetle üretildiği bir çağdayız. Gelin yüzleşelim: Sadece bilmek artık bir avantaj sağlamıyor. “Daha Güzel Bir Soru” kitabının yazarı Warren Berger, büyük değişimlerin yaşandığı çağımız için güçlü bir tez ortaya koyuyor: “Doğru cevapları” bilmek artık hızla değer kaybeden bir varlık; “doğru soruları” sorabilmekse değeri sürekli katlanan bir yetenektir.
Tarihsel olarak, endüstriyel devrimin sonucu olarak gelişen eğitim sistemimiz ve kurumsal şirket yapılarımız, bilinen cevapları hızlıca hatırlamak ve bunları tekrarlamak üzerine kurulmuştu. Ancak bilinen her türlü gerçeğin saniyeler içinde önümüze geldiği günümüzde, insanın asıl katma değeri problemi doğru tanımlamaya ve yapay zekânın sunduğu çıktıları kritik bir gözle değerlendirmeye kayıyor. Çünkü önümüze düşen ilk ve en bariz cevabı kabullenmek yerine, “Burada gözden kaçırdığımız asıl sorun ne?” veya “Bunu tamamen farklı bir açıdan nasıl çözebiliriz?” gibi doğru soruları sormaya başladığımızda statükoyu zorlamaya başlıyoruz.
O saf merakı nasıl kaybettik?
Berger soru sormayı nasıl bıraktığımızı çocukluk üzerinden açıklar: Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde beynimiz, bilgiyi henüz etiketleyip kategorize etmediği için yeni ve sınırsız olarak algılar. Bu yüzden 4 yaşındaki bir çocuk etrafındaki dünyayı anlamlandırmak için günde ortalama 300 soru sorar. Bu, aslında merakın en saf halidir.
Ancak büyüdükçe beynimiz, algısal bir enerji tasarrufu yapmak için etrafındaki her şeyi hızla etiketlemeye ve zihinsel kutulara yerleştirmeye başlar. Olguları kategorize ettikçe, dünyanın nasıl işlediğine dair varsayımlarımız kemikleşir. Bilgiyi zihnimizde raflara dizdikçe, soru sormamaya başlarız. Harvard Üniversitesi ve Right Question Institute’un verileri bu dramatik........
