“Mevlevi Mekânı”ndan “Cinayet Mili”ne (1)
Son birkaç gündür, sıcaklar henüz basmamışken, Lefkoşa’yı turlamakla geçirdim zamanımı… Surlar içinde eski zamanla yeni zamanın harmanlanmasının büyüsüyle yüzleşmek gerçekten güzeldi… Surlar içi tedricen değişmekte, yenilenmekte… Ama silinmezliğini koruyan tarihsel doku, bastırılmış bir çığlık gibi adım başına karşımıza çıkmakta yine de… Nasıl çıkmasın ki?.. Surlar içi Lefkoşa’nın Girne Caddesi’nin üzerinden tarih akar mesela… Tarihi yaşanmışlıkları, insan manzaraları ve binalarıyla birlikte kitaplara konu olabilecek bir caddedir burası… 1963’e gelinceye değin Girne Kapısı’ndan başlayarak Lokmacı’da Ledra Caddesi’yle buluşan ve oradan bir zamanların Metaksas, bugünün ise Elefteria Meydanı’na akan bu cadde, Kıbrıs’ın en uzun kent içi güzergâhıydı. Venedik duvarlarının kuzey ucundan başlayıp Güney’deki ucuna dek uzanan ve tam ortasından geçip başkenti ikiye bölen bir caddedir bu… Toplumlararası gerginlikler nedeniyle, İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından, daha sonra Green Line (Yeşil Hat) adını alacak olan Mason Dixon hattıyla tam Lokmacı’da, Ermu Caddesi üzerinden ikiye ayrılan o dinamik güzergâh… Gerek Girne Caddesi’nde, gerekse Ledra Caddesi’nde güzergâh boyunca rastlanan Osmanlı ordusunun şehit mezarları, bu güzergâhın ta Venedikliler döneminden kentsel açıdan stratejik bir önem taşıdığının kanıtıdır… Kentsel savunmanın en kanlı vuruşmaları bu güzergâh boyunca yapıldı. Sözünü ettiğim Osmanlı şehit türbeleri günümüze gelinceye değin, özellikle İngiliz Sömürge Yönetimi, daha sonra da Türk – Rum ortaklık cumhuriyeti dönemlerinde, “modernleşme” adına bu güzergâh üzerinden kazınarak yok edildi. Kentsel yaşam başkentin yaşam damarı olan ve tüm ticari, idari, sosyal ve kültürel kurumları üzerinde barındıran bu güzergâh üzerinde ve çevresinde gelişmekteydi… Yalnız kentsel değil tabii ki… Ülkesel yaşam da… Çünkü burası başkentin en etkin güzergâhıydı… Bu güzergâhın üzerinde her gün zengin mozaikli bir yaşamla birlikte, tarihin dur durak bilmeye nehri akmaktaydı. O nehir incelemeye alındığında inanılmaz olaylar ve kimliklerle yüzleşilir… Ki bu yüzleşme, Kıbrıs’ın gerçek tarihiyle karşı karşıya kalmaktan başka bir şey değildir aslında… Kıbrıs’ta tarihin hiç durmadan akan nehrine yataklık eden bu güzergâhın büyüleyici öyküsü henüz tüm ayrıntılarıyla yazılmamıştır… * * * Kıbrıslı Türkler için Girne Caddesi’nin yaşayan tarihi 1878’de Osmanlı’dan adayı kiralama usulüyle devralan İngilizlerin Girne Kapısı’ndan girerek cadde üzerindeki devlet kurumlarına yerleşmeleriyle başlar… 1878’den önceki Girne Caddesi tarihi, henüz gün ışığına çıkarılmış değil… Lefkoşa’nın Türkler tarafından fethi sırasında bu cadde üzerinde ısrarla direnen Venedik hakimiyetini........
