Güle Güle İlyas!..
Yazıldığı coğrafyada büyük bir edebî hadisedir.
Başka bir coğrafyada ise kaderi değişir.
Önce okunmaz; seyredilir.
Kahramanlarının adları aynı kalır, yüzleri değişir.
Cengiz Aytmatov’un zihninde doğan İlyas, Anadolu’da Kadir İnanır’ın yüzüne bürünür. Asel, Türkan Şoray olur. Baytemir, Ahmet Mekin...
Böylece roman, ikinci kez yazılır.
Bu kez mürekkeple değil; ışıkla, sesle, bakışla...
Sayfalar perdede açılır.
Cümleler susar; gözler konuşur.
Ve bazen bir millet, bir romanı okumaz; onu hatırlar.
İşte bu yüzden Türkiye’de “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmini bilmeyen neredeyse yoktur. Ama aynı eserin aslının “Kırmızı Yazmalı Küçük Kavağım” adını taşıdığını bilenlerin sayısı çok azdır.
Bu, yalnızca başarılı bir sinema uyarlamasının sonucu değildir.
Kültür tarihinde nadir rastlanan bir yer değiştirmedir.
Roman, filme kaynaklık etmiş; fakat zaman içinde film, romanın toplumsal hafızası hâline gelmiştir.
Bugün İlyas denildiğinde milyonlarca insanın zihninde önce Cengiz Aytmatov’un satırları değil, Kadir İnanır’ın bakışı beliriyorsa, bunun üzerinde düşünmek gerekir.
Nitekim edebiyat-sinema ilişkisini inceleyen çalışmalar da bunun sıradan bir uyarlama olmadığını göstermektedir. Atıf Yılmaz’ın sinema dili, Cahit Berkay’ın müziği ve Kadir İnanır’ın oyunculuğu, Aytmatov’un kurduğu insanı değiştirmemiş; ona yeni bir coğrafyada ikinci bir hayat vermiştir. Böylece roman yalnızca beyaz perdeye taşınmamış, Türkiye'nin ortak hafızasında yeniden doğmuştur. Aytmatov’un eserleri üzerine yapılan araştırmalar da bu dönüşümün estetik olduğu kadar kültürel bir yeniden üretim ve ortak hafıza inşası olduğunu göstermektedir.
Oysa romanın özü sinemadan önce gelir.
Aytmatov, yalnızca bir aşk hikâyesi yazmaz.
İnsanın kendisiyle imtihanını........
