menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump'ın tarihi kumarı

128 0
05.01.2026

Geçen gün Tai chi dersi sırasında birisine “Trump senin torununun torununun geleceğini garanti altına aldı,” dedim, “Venezuela’yı işgal ederek.” Sözlerimin hoş karşılanmayacağını biliyordum çünkü bu cümleyi Trump’ın destekçilerinin yoğun olarak yaşadığı bir eyalette değil, her türlü toplumsal hassasiyetin karşılığının olduğu Brooklyn’de söyledim. Ama buna rağmen karşımdaki kişinin çaktırmadan gözbebeklerinde $ işaretlerinin belirdiğini hissettim.

Ortalama bir Amerikalı kendisinin diğer milletlerden daha üstün olduğu inancıyla yetişir ve hayatının her anında bu bilinçle hareket eder. Biraz okumuş, entelektüel duyarlılıkları gelişmiş liberal bir Amerikalı da farklı düşünmez, ama hayatı boyunca bu ayrıcalıktan dolayı birilerinden özür dilemek zorunda hisseder kendisini.

Özellikle beyazlara ait suçluluk duygusu toplumun kaynamaya başladığı anlarda kendini hemen belli eder. 2020’de siyahların hakları için protestolar dünyanın dört bir yanını sarmışken beyaz Amerikalılarda siyah arkadaşlarından, komşularından, meslektaşlarından özür dilemek zirveye ulaşmıştı. Üniversitelerde ya da tiyatro salonlarında üzerine bastığımız toprağın aslında Amerikan yerlilerine ait olduğuna dair bir kabul açıklaması olmadan başlamaz oldu etkinlikler. Bu tür infialler elbette performatif, ama bu sayede en azından damarlarındaki asil kanı temize çekmiş oluyorlar.

Venezuela kökenli göçmenler Amerikan şehirlerinde kutlama gösterileri yaparken çoğu Beyaz Amerikalılardan oluşan 100 kişilik bir grup Maduro’nun tutulduğu Brooklyn’deki hapishanenin önünde Trump’ı ve ABD’nin işgalci politikasını protesto ediyordu. Yakında, Venezuela için de özür dilemeye başlarlar.

YENİDEN YAYILMACI POLİTİKA

Liberal Amerikalı için Henry Kissinger tartışmasız bir savaş suçlusudur. Kissinger büyük ihtimalle sahiden de bir savaş suçlusu, hatta bu konu neredeyse tartışmaya açık değil. Ama Kissinger’ın Amerika’yı ön planda tutan, bedeli ne olursa olsun Amerika’nın çıkarlarını savunan, gerektiğinde insan haklarını gerektiğinde başka devletin meşruiyetini çiğneyen politikaları sayesinde Amerika dünyanın lideri oldu.

ABD’nin tehdit olarak gördüğü komünizm tehlikesini ortadan kaldırarak ülkesine en az 50 sene kazandırdı. İşin bir de bu boyutu var.

Liderliğe giden yolun tatlılıkla, uzlaşmaya, karşılıklı anlayışla örüldüğünü hiç kimse söylemedi. Doğada bile büyük balık küçük balığı yutuyor, Amerikan dış politikası da büyük devlet olmanın gereği olarak birkaç yüzyıl önce bıraktığımız genişlemeciliği yeniden benimsemişe benziyor.

Donald Trump bu politikanın mimarı değil. Ona verilen görevi yapıyor. Odasında eski başkanlardan William McKinley’nin portresi asılı, ikinci döneminde de sık sık gümrük vergileri uygulayan McKinley’i örnek aldığını söyleyip duruyor.

Adını yakın tarihte duyduğuna eminim. Ama McKinley’nin bir özelliği de Hawaii, Porto Riko, Guam, Filipinler ve Samao’nın ilhak edildiği dönemin Amerikan Başkanı olması. Belli ki Amerikan devletinin geleceği için Trump’a bir yol haritası ve tarihsel referans temin edilmiş.

O portre Oval Ofis’e boşu boşuna asılmadı. Tarihin bu aşamasında kim olursa olsun benzer bir yayılmacı........

© Habertürk