menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran, Irak olur mu?

41 0
16.03.2026

ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın nereye gideceği konusunda öngörüde bulunmak elbette zor. Başlangıcından itibaren çok sayıda beklenmeyen faktör denkleme girdi. Savaşın beklenmedik bir hızla ve öngörülemeyen alanlara sıçraması herhalde ilk sıraya yazılabilir.

Daha ilk gün devletin zirvesindeki isim başta olmak üzere çok sayıda üst düzeyde yetkilinin öldürülmesi, ABD-İsrail tarafının hızlı sonuç alacağına dair bir algı oluşturdu. İran’ın stratejik altyapısına yönelik ağır saldırılar oldu ve bunlar halen devam ediyor. Ancak ufukta herhangi bir hızlı sonuç görünmüyor.

Savaşta birbirini ardına şunları gördük. Öncelikle İran, körfez ülkelerindeki üslere yönelik saldırılara başladı. Bu kapsamın şu anda daha da genişlediğini görüyoruz.

İkincisi, Tahran Hamaney’in yerine oğlu Mücteba’yı yeni rehber olarak atadı ve saldırgan tarafa “Bu savaş bizim için ölüm mücadelesi” mesajını verdi.

Üçüncüsü, Haziran 2025’teki saldırıların ardından İran’ın ciddi bir savaş hazırlığı yaptığı, liderin olmadığı senaryoları da çalışarak “mozaik” olarak tanımlanan bir stratejiyi hayata geçirdiğini gördük.

Dördüncü olarak da Hürmüz hamlesi ortaya çıktı. Şu an özellikle ABD/Trump hattını en fazla zorlayan, daha ağır saldırılara yönelten ve bir “kara harekatı” hazırlığını gündeme taşıyan Hürmüz başlığı, İran stratejisinin ağırlık merkezini oluşturuyor.

İRAN AYAKTA KALABİLİR Mİ?

Esasen çok net bir soru var karşımızda. ABD’nin İran’ın sahip olduğu nükleer kapasiteyi yok etmekle sınırlı gibi gösterdiği stratejisi, işin başında gerçek bile olsa bugün “ağır bombardıman” ve “yıkım” odaklı bir yere savrulmuş durumda.

Soruya gelince. Bu denli ağır bir yıkımın ardından İran’ın ayakta kalabilmesi ve rejimi koruyabilmesi mümkün mü? Savaş sonrası ortaya çıkacak yıkım, ülkede rejim değiştirecek bir ayaklanma oluşturabilir mi?

“UFUKTA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ YOK”

Batı kamuoyunda biraz daha serinkanlı sayabileceğimiz değerlendirmeler, ABD-İsrail tarafı askeri bir başarı elde etse bile, Tahran’da siyasi bir değişimin mümkün olmadığını aktarıyor. “Güçlü güvenlik kurumları etrafında kurulan rejimlerin yenilgide bile direnç gösterme tecrübesi vardır. Bu savaş, askeri altyapısı hasar görmüş, ekonomik krizi derinleşen ve uluslararası izolasyonu artan, ancak siyasi liderliği sağlam kalan, zayıflamış ama kalıcı bir İslam Cumhuriyeti ile sonuçlanabilir.” (Bu analiz Financial Times’da “İran neden bir sonraki Irak olabilir?” başlığıyla ve Sanam Vakil imzasıyla yayınlandı. Vakil, Chatham House’da Ortadoğu ve Kuzey Afrika program direktörü. )

IRAK ÖRNEĞİ İRAN İÇİN GEÇERLİ Mİ?

Makaledeki Irak benzetmesinin ana mantığı ise özetle şöyle. Birinci Körfez Savaşı sonrası ABD ve müttefikleri, Saddam Hüseyin’i iktidardan indirmek yerine kuşatmayı tercih etti. Irak içinde başlayan istikrarsızlık ve güçsüz düşmenin ardından 2003’teki Amerikan işgali geldi. Saddam’ın idamına kadar giden süreç başladı. İran için de benzer bir strateji yürürlüğe girebilir.

Bu benzetme ve karşılaştırmaların yeterince anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Afganistan’da 20 yılın ardından ABD’nin düştüğü durum ortada. Irak’ta Saddam sonrası dönemin mevcut hali de öyle.

Kaldıki Amerikan saldırganlığın bu iki örneğiyle İran’ı karşılaştırmanın makul bir yanı yok. İran, Irak ve Afganistan’la yan yana değerlendirilecek bir tecrübe ve devlet değil.

Amerikan yönetiminin, körfez ülkelerine yönelik saldırılar, Hürmüz’ün kapatılması ve boğaza mayın döşenmesi gibi başlıklarda pek de hazırlıklı olmadığı ortada. Her vesileyle üstünlüğü vurgulanan Amerikan gücünün, giderek daha ağır biçimde İran’ı hedef almasını strateji gibi görenleri saymazsak elbette.

İRAN SAVAŞI KÜRESEL ALANA TAŞIDI

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre savaş küresel anlamda petrol piyasalarındaki en büyük arz kesintisini ortaya çıkardı.

Dolayısıyla İran’ın savaşın uzamasından göreceği zarar bir yana, küresel ekonomiyi doğrudan hedef alan stratejisi saldırgan tarafa ve onlarla birlikte pozisyon alan güçlere çok daha büyük zararlar veriyor.

İran savaşı bu şekilde devam ettirmesi mümkün mü? Yani uzun vadeli bir savaşı sürdürebilir mi? Körfezdeki coğrafi avantajlarını kullanarak elde ettiği üstünlük, diğer yanda Husiler üzerinden Kızıldeniz girişinde oluşturduğu tehdit kendisine bu uzatmayı sağlar mı?

Savaşta ikinci cepheyi Lübnan’da açan İsrail ve ABD, İran’ı teslim olmaya zorlamak için daha yoğun saldırılarda bulunuyor. Mevcut tablo, böyle bir ihtimalin söz konusu olmadığını ortaya koyuyor.


© Habertürk