SON OSMANLI MÜFTÜSÜ HAKK’A YÜRÜDÜ
Selahattin Kaya Hocamızın Ardından 35 Yıllık Unutulmaz Hatıralar
Geçtiğimiz hafta İstanbul’un eski müftülerinden, Cumhuriyet tarihinin en uzun süre İstanbul Müftülüğü görevini yürüten (20 sene) muhterem Selahattin Kaya Hocamız Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Kendisini yakından tanıma bahtiyarlığına erişmiş, Osmanlı âlimlerinin edep, nezaket ve vakarını şahsında görmüş biri olarak, siz kıymetli dostlarımla tam 35 yıl öncesine ait unutamadığım hatıralarımı paylaşmak istiyorum.
Yıl 1991… Tam 35 sene evvel.
O yıllarda Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arap Dili Bölümünde okuyan genç bir üniversite talebesiydim. Hafız olan kız kardeşim ise İstanbul’un Avrupa yakasındaki bir ilçede Kur’an kursu öğreticiliği yapıyordu.
O dönemlerde Kur’an kurslarımızda kadrolar oldukça sınırlıydı. Pek çok hocamız yıllarca fahri olarak, hatta sosyal güvenceleri olmadan hizmet veriyordu. Çok şükür bugün şartlar o yıllara göre hayli ilerlemiş durumda.
Kız kardeşimin görev yaptığı Kur’an kursunda bir türlü çözülemeyen bazı problemler vardı. Kendisi sıkıntılarını bana anlattıkça bir gün:
“Gel, İstanbul Müftüsü’ne gidelim. Neticede bu işin başındaki insan. İnşallah derdimize çare olur.” dedim.
İyi de İstanbul Müftüsü’nü ne tanıyorum ne de kendisiyle herhangi bir hukukum var!
Sadece ismini biliyoruz: Selahattin Kaya.
Cesaretimi toplayıp müftülüğü aradım. Görüşme talebimizi ilettim. İnanır mısınız, hiç beklemediğim şekilde hemen randevu verdiler.
Kız kardeşimle birlikte Süleymaniye Camii’nin hemen arkasındaki tarihî İstanbul Müftülüğü binasına gittik.
Makam odasına girdiğimizde karşımızda mütebessim, ağırbaşlı, vakur, tam anlamıyla bir Osmanlı beyefendisi gördük.
Sanki Cumhuriyet döneminde değil de Osmanlı’nın son yıllarında yaşayan bir âlimin huzurundaydık.
Bizi büyük bir nezaketle karşılayıp oturttu.
“Buyurun evlatlarım, sizi dinliyorum.” dedi.
Kız kardeşim yaşadığı sıkıntıları güzelce anlattı.
Hocamız dikkatle dinledi.
Aradan 30-40 saniye kadar geçti.
Bizim beklentimiz, “Merak etmeyin, ilgilileri ararım, probleminizi çözeriz.” demesiydi.
Fakat hocamız öyle bir soru sordu ki ikimiz de şaşkına döndük:
“Kıbrıs’a gitmek ister misin?”
Kız kardeşim şaşkınlık içinde bana baktı.
Ben de edeben sesimi çıkarmadan başımla işaret ediyorum:
“Kabul et, kabul et!”
“Hocam, ailemle görüşmem lazım. Anne ve babamın rızasını almadan karar veremem.” dedi.
Hocamız anlayışla karşıladı.
Bir hafta sonra ailemizle görüştük. Anne ve babamızın da rızasını alarak yeniden müftülüğün yolunu tuttuk.
Meğer Kıbrıs Türk İslam Cemiyeti, yıllardır İstanbul Müftülüğü’nden bir bayan Kur’an kursu öğreticisi talep ediyormuş.
Cemiyetin başkanı Işılay Arıkan Bey de bu konuda hocamızla görüşüyormuş.
İşte o hizmet kız kardeşime nasip olmuştu.
Böylece kız kardeşim, Kıbrıs’a bu amaçla gönderilen ilk bayan Kur’an kursu öğreticisi olarak tarihî bir hizmete başlayacaktı.
“Tamam evladım. Bütün iaşe ve ibatenizi karşılayacağız. Uçak biletlerinizi de temin edeceğiz.” dedi.
Ben hemen araya girdim:
“Hocam, kız kardeşim tek başına Kıbrıs’a nasıl gitsin? En azından yanında birisi olsa…”
Hiç tereddüt etmeden:
“Tamam, seni de gönderelim!” dedi.
Hayatımızda ilk defa uçağa binecektik.
Nereden bilebilirdim ki kader bu fakiri yıllar sonra Amerika’ya gönderecek, dünyanın dört bir yanına seyahat etmek nasip olacaktı?
İşte ilk uçak yolculuğumuz, Selahattin Kaya Hocamızın vesilesiyle gerçekleşti.
BİR DE İSTANBUL MÜFTÜSÜ’NE İMAMLIK YAPMIŞTIM!
Hocamızla ilgili unutamadığım bir başka hatıram daha var.
İkinci ziyaretimizde makamında bulunduğum sırada akşam namazı vakti girmişti.
“Hadi bakalım evladım, bize bir imamlık yap!” dedi.
Düşünebiliyor musunuz?
Ben genç bir üniversite talebesiyim. Arkamda ise İstanbul Müftüsü, Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş büyük bir âlim namaz........
