Dekolonizasyon Forumu
Konferanslar çoğu zaman birbirine benzer. Akademisyenler bildirilerini sunar, paneller düzenlenir, kahve aralarında kartvizitler değiştirilir, ardından birkaç toplu fotoğraf çekilir ve herkes kendi ülkesine döner. Birkaç gün boyunca yoğun biçimde konuşulan meseleler kısa süre sonra gündemin gerisine düşer. Uluslararası akademik etkinliklerin önemli bir bölümü, etkisi sınırlı ve kendi çevresi içinde yankılanan toplantılar olarak hafızada kalır. Ancak zaman zaman bazı buluşmalar, yalnızca tartıştıkları konu nedeniyle değil, o tartışmayı hangi bağlamda, hangi aktörlerle ve hangi tarihsel zeminde gerçekleştirdikleri nedeniyle farklılaşır. İstanbul’da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu da bu açıdan sıradan bir akademik toplantının ötesine geçen bir anlam taşıyordu.
Forumun ana teması “Bilgi Üretimi ve Dolaşımının Sömürgecilikten Arındırılması” olarak belirlenmişti. İlk bakışta bu ifade soyut, hatta akademik jargonun sınırlarında dolaşan teorik bir önerme gibi görünebilir. Fakat mesele biraz derinleştirildiğinde, bu başlığın aslında oldukça radikal bir sorgulamayı içinde taşıdığı anlaşılmaktadır. Çünkü forumun temel iddiası şuydu: Dünyayı anlama biçimimiz, tarihe bakışımız, hangi bilgiyi “evrensel” kabul ettiğimiz ve hangi kurumları meşru bilgi merkezleri olarak gördüğümüz, büyük ölçüde sömürgecilik çağının bıraktığı zihinsel miras tarafından şekillendirilmektedir.
Bu bakış açısı yalnızca geçmişte yaşanmış askeri işgalleri ya da ekonomik sömürüyü tartışmıyor. Aynı zamanda düşünme biçimlerimizin de tarihsel güç ilişkileri tarafından biçimlendirildiğini öne sürüyor. Hangi üniversitelerin “dünya standardı” sayıldığı, hangi dilde üretilen bilginin daha güvenilir kabul edildiği, hangi tarih anlatılarının merkezde tutulduğu ya da hangi kavramların uluslararası siyasetin dili haline geldiği tesadüfi değildir. Sömürgecilik yalnızca toprakları değil, zihinleri de şekillendirmiştir.
Bugün hâlâ “sömürgecilik sona........
