menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR TARAF SEÇMEK ZORUNDAYIZ

12 0
16.03.2026

Mesele İran’ı sevmek değildir.

Mesele zalimle aynı safta durmamak, mazlumun yanında yer almaktır.

İsrail ve Amerika’nın yıllardır sürdürdüğü saldırılar, işgaller ve baskılar karşısında bir Müslümanın tavrı sadece siyasi bir tercih değildir. Bu aynı zamanda vicdani, ahlaki ve imanî bir sınavdır.

Bugün dünyanın geldiği noktada bazı sorular artık sıradan siyasi tartışmalar değildir; insanın vicdanıyla yüzleştiği ağır sorular hâline gelmiştir. “İran’ı neden destekleyelim?” sorusu da bu sorulardan biridir.

Bu soruyu soranların çoğu meseleyi dar bir çerçevede değerlendirmektedir. İran’ın yönetim biçimi, mezhebi yapısı ya da iç politikası tartışılmaktadır. Oysa mesele bunların çok ötesindedir.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

İsrail ve Amerika’nın yıllardır sürdürdüğü işgal, saldırı ve baskı politikaları karşısında bir Müslüman nerede durmalıdır?

Çünkü ortada sıradan bir jeopolitik rekabet yoktur. Ortada bombalanan şehirler, yıkılan evler, sürgüne zorlanan halklar, yetim bırakılan ve katledilen çocuklar, susturulmuş bir dünya vardır. Ortada göz göre göre büyüyen bir zulüm düzeni vardır.

Bir Müslüman için mesele işte bu zulüm karşısında sessiz kalıp kalmama meselesidir.

Tarih bize defalarca göstermiştir ki zulüm karşısında tarafsız kalmak çoğu zaman zalimin yanında durmaktır. Sessizlik çoğu zaman zulmün en güçlü müttefikidir.

Bugün Filistin’e bakın. On yıllardır süren işgal, abluka, katliam, bombardıman ve sürgün politikaları artık sıradan bir haber gibi sunulmaktadır. Evlerinden çıkarılan aileler, yerle bir edilen mahalleler, enkaz altında kalan çocuklar… Bütün bunlar dünyanın gözleri önünde yaşanmaktadır.

Ve bütün bunlar olurken dünyanın en büyük askeri gücü olan Amerika, bu politikanın en güçlü siyasi ve askeri destekçisi olarak İsrail’in arkasında durmaktadır. Gönderilen silahlar, verilen diplomatik destek, uluslararası platformlarda sağlanan siyasi koruma… Bunların hepsi İsrail’in arkasında duran büyük bir gücün varlığını açıkça göstermektedir.

İşte tam bu noktada bir Müslüman kendisine şu soruyu sormak zorundadır:

Zalim bu kadar açıkken ben kimin karşısında duracağım?

Çünkü zulmün karşısında tarafsızlık yoktur. Zulüm karşısında sessizlik çoğu zaman suça ortak olmaktır.

İran meselesi de tam bu noktada gündeme gelmektedir. İran’ı desteklemek meselesi çoğu zaman bilinçli bir şekilde yanlış anlaşılmakta ya da çarpıtılmaktadır. Birçok kişi bu desteği İran’ın bütün politikalarını onaylamak gibi göstermeye çalışmaktadır.

Oysa mesele İran değildir. Mesele zulmün karşısında duruştur.

Hiçbir devlet kusursuz değildir. Hiçbir yönetim eleştiriden muaf değildir. Ancak burada asıl mesele şudur: Eğer dünyanın en güçlü devletleri Müslüman coğrafyalar üzerinde baskı kuruyor ve buna karşı çıkan bir aktör varsa, Müslüman vicdanı bu tabloyu görmezden gelebilir mi?

Birçok insanın İran’a verdiği destek tam da bu noktada şekillenmektedir. Bu destek çoğu zaman çok net bir cümleyle ifade edilmektedir:

“İran’ı sevdiğimiz için değil, zalimin karşısında durduğu için destekliyoruz.”

Ne var ki İran söz konusu olduğunda bazı çevreler hemen mezhep tartışmalarını gündeme getirmektedir. Şii mi, Sünni mi tartışmaları başlatılmaktadır.

Oysa bombalar mezhep sormaz. Yıkılan evlerin enkazı altında kalan çocuklara kimse hangi mezheptensin diye sormaz. Atılan bombalar ve füzeler de mezhep ayrımı yapmaz.

Zulüm mezhep sormaz. Adalet de mezhep seçmez.

Ne yazık ki Müslüman dünyasının en büyük zaaflarından biri, gerçek düşmanı görmek yerine mezhep tartışmalarına saplanmaktır. Oysa tarih boyunca Müslümanların zayıflamasına en çok sebep olan şey dış güçlerden önce kendi aralarındaki ayrılıklar olmuştur.

Bugün de aynı tuzak işletilmektedir. Müslümanlar kendi aralarında tartışırken zulüm düzeni rahatça büyümektedir.

Bugün İslam dünyasının büyük bir kısmı İsrail karşısında ya sessizdir ya da diplomatik dengeler nedeniyle sınırlı tepkiler vermektedir. Ekonomik ilişkiler, siyasi baskılar ve uluslararası dengeler birçok devleti temkinli davranmaya zorlamaktadır.

Ancak İran uzun yıllardır İsrail’e karşı sert bir söylem kullanmakta ve Filistin meselesini sürekli gündemde tutmaktadır. İran, İsrail’e karşı açık tavır alan az sayıdaki devletten biridir.

Bu durum bazı çevreleri rahatsız etmektedir. Çünkü bölgedeki güç dengesi basit bir gerçeğe dayanmaktadır: Eğer herkes susarsa zulüm daha rahat büyür.

İşte bu yüzden mesele çoğu zaman İran’ın kendisi değildir. Mesele İsrail’e karşı açık bir duruşun varlığıdır.

Bugün İslam dünyasının en büyük sorunu askeri zayıflık değildir. En büyük sorun zihinsel teslimiyettir. Birçok insan artık zalimin diliyle konuşmaktadır. Zulme karşı direnenleri sorgulamakta, fakat zulmün kendisini sorgulamamaktadır.

Zalim eleştirilmiyor ama zalime karşı duranlar eleştiriliyor.

İşte bu zihinsel kırılma noktası son derece tehlikelidir. Çünkü bir toplum önce zihninde yenilir, sonra sahada. Özgüvenini kaybeden toplumlar en güçlü ordulara sahip olsalar bile direnemezler.

Bir Müslümanın temel ahlaki sorumluluğu aslında çok nettir: Zalimin karşısında durmak ve mazlumun yanında yer almak. Yani zalimle aynı safta durmamaktır.

Bu ilke sadece siyasetin değil, İslam ahlakının da temel prensiplerinden biridir.

Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanlar işgallerle, ambargolarla, savaşlarla, katliamlarla ve baskılarla karşı karşıya kalırken bir Müslümanın tavrı sadece stratejik bir tercih değil, aynı zamanda ahlakî bir duruştur.

Bu yüzden mesele İran değildir. Mesele çok daha büyüktür.

Mesele şudur: Zulüm karşısında susacak mıyız, yoksa mazlumun yanında mı duracağız?

Tarih boyunca zalimler değişmiştir. Ama zulüm değişmemiştir. Mazlumların çığlığı da değişmemiştir.

Bugün Müslümanların önünde basit ama ağır bir soru durmaktadır: Zalimin yanında mı duracağız, yoksa zulme karşı duranların safında mı?

Çünkü bazen tarafsız kalmak bile aslında bir taraf seçmektir.

Ve unutulmamalıdır ki zalimle aynı safta durmamak, çoğu zaman mazlumun yanında durmanın ilk ve en önemli adımıdır.

Zulüm karşısında tarafsızlık yoktur.


© Günışığı Gazetesi