menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TEDESCO'NUN YANLIŞLARINI NENE DÜZELTTİ..

20 0
18.03.2026

Oynadığı oyunla ezber bozan ve aldığı galibiyetleri, adeta bir sanat eserine dönüştüren bir takım görüntüsü vererek, şampiyonluk yarışının en iddialı takımlarından biri olduğunu ilan ediyordu...

 

Peki sonra ne oldu?

 

Rüzgâr kesildi ve bir ayda ard arda kaybedilen puanlar ve giderek ağırlaşan ayaklarla; zirve hayali tam 7 puanlık bir gerçeğe dönüştü.. 

 

İşin en vahim tarafıda, bu hikâyeye tribünlerin bile sırtını dönmeye başlamış olmasıydı..

 

Bu durumun önde gelen ve hesap vermek durumunda olan kahramanları ise, önce saçma sapan tercihleri nedeniyle HOCA, sonra devre arasında takviye yapmak yerine, TAKIMIN ALTINA adeta DİNAMİT koyan BAŞKAN ve YÖNETİMDİ..

 

Ligde şampiyonluk iddiasını mucizelere bırakan  ancak hatalarından ders çıkartmayan Tedesco; Gaziantep karşısında da, ilk yarı yine sol ayaklı Levent'i sağbeke monte ederek, bir kez daha intiharın eşiğine gelmişti ki...

 

En azından ikinci yarı yaptığı değişikliklerle,  inadından ve yanlışlarından vazgeçtiğini gördük..

 

Defanstaki hatalı dizilişi göz ardı edersek, hocanın ikinci yarıda doğruya yakın bir kurguyla oynattığını söylemek mümkündü...

 

Nitekim bu kurgu, sahada karşılığını buldu ve Fenerbahçe farklı kazandı ama...

 

Hikâyenin yine sancılı başladığının altını, mutlak çizmek gerekirdi.. 

 

Bir başka ifadeyle; Fenerbahçe İlk yarı hocanın yanlış oyuncu tercihleri bir yana, sahadaki görüntüsüyle de, akordu bozuk bir saz gibiydi..

 

Orta saha ritim tutmuyor, oyunda akışkanlık bir türlü sağlanamıyordu..

 

Kanatlar uçmuyor,

SADECE UZAKTAN ATILAN ŞUTLARLA sonuca gitme çabası görülüyordu.. 

 

Bu bağlamda önce Nene denedi, olmadı, sonra Asensio yokladı ama sonuç değişmedi..

 

Mevcut oyun anlayışı 41. dakikaya kadar sonuç vermiyor, verecek gibi de gözükmüyordu.. 

 

Üstelik geride kalan süre içinde misafir takım, rakip kaleye az ama öz gelmesine rağmen, skoru değiştirmeye daha yakın duruyordu...

 

Dk 41'de Perez’in dikkatsizliğine, Şerif’in rüzgâr gibi koşusunun yanı sıra, Nene’nin sezgisi de eklenince, kabus bitmiş gibi gözükse de...

 

İlk yarının bitiş düdüğüne kadar olan bölümde, ortaya çıkan tabloya bakınca, takımın derin uyku halinden tam anlamıyla kurtulduğunu söylemek zor oluyordu…

 

Nitekim ikinci yarının hemen başında, misafir takımın kullandığı bir köşe vuruşunda; top

Asensio’nun havada yumruk yaptığı eline değmeden hemen arkasındaki Yiğit Efe'nin kafa vuruşuyla uzaklaştırılsa da...

 

VAR devreye girip hakemin penaltı vermediği pozisyona müdahale edince, karar değişiyor ve Maxim’in penaltısıyla skora eşitlik geliyordu...

 

Golden sonra tribünler, "bize yine mi hüzün, yine mi hasret kaldı?" diye düşünürken...

 

Bu kez hikâye tam da orada kırılıyordu.. 

 

Fenerbahçe silkiniyor, hocanın Mert Müldür ve Talisca hamlesiyle de, takım bir anda akort tutuyordu...

 

Sahneye önce Kante çıkıp, ceza sahası dışından bilindik bir şutla skora imzasını atıyor ve maçı 2-1'e getiriyor...

 

Ardından Nene, rakip savunmanın arkasına bir kez daha sızarak, skoru önce  3-1'e getiriyor..  

 

Sonra bununla da yetinmeyip,

Asensio’nun mükemmel pasında tekrar sahne alarak

aynı sezgi ve aynı soğukkanlılıkla,

maça damgasını vuruyordu.. 

 

Bana göre bu skorla Fenerbahçe, sadece bir maç kazanmakla kalmıyor; aynı zamanda bir süreliğine kaybettiği cesaretini de yeniden buluyordu...

 

Ama asıl soru hâlen ortada duruyordu...

 

Bu skor bir uyanışın müjdecisi miydi?

 

Yoksa adeta gelip geçici bir heves gibi, tek maçlık galibiyet miydi?

 

Bunu zaman gösterecek, tribünlerin desteği de, elbet buna göre şekillenecekti....


© Fotospor