Taşın hafızasında 7. Mardin Bienali
Yıl MÖ. 330 civarı. Büyük İskender ile Pers kralı III. Darius, Mardin’in Dara Kenti ya kınlarında savaşa tutuşurlar. Tarihi bir kayda göre III. Darius savaşta ölünce, başka bir kayıta göre ise ailesiyle birlikte kaçınca İskender büyük bir eda ile Dara’ya girer. Adettendir, savaşlardan sonra muzaffer komutan kente havalı bir giriş yapar. Merak ettiği yerlerden biri de Dara’nın zindanıdır. Ancak zindanın içine girip o şekilsiz bir sürü basamağı inince, Alper Aydın’ın, Kite’nin, Selçuk Artut’un elinden çıkmış ve hiçbir şeye benzetemediği şekiller, ses enstalasyonları vs. ile karşılaşınca büyük bir şok geçirir.
Bu tarihten 2356 sene sonra bizler aynı mekanlara 7. Mardin Bienali’ni ziyaret amacıyla gidiyoruz. O zamanlar Mardin’de, Kızıltepe’de, Dara’da yaşamış insanların yaşam biçimleri ve koşulları ile iç içe geçmiş, yerli yabancı 41 sanatçının çağdaş eserlerini manastırlarda, mağara evlerde, zindanlarda, hamamlarda, kervansaraylar da, bugünün müzelerinde izlerken bizler de benzer hislerle çok etkileniyoruz.
Zamanın, evrenin temel bir yapı taşı olmadığını savunan Carlo Rovelli, neredesin? Uzay ve zamanı birbirinden ayrılamaz tek bir “Uzay zaman” dokusu olarak ele alan ve geçmiş, şimdi, gelecek kavramlarını zihnin bir yanılsaması olarak kabul eden Albert Einstein, bu konuda sen de masum değilsin.
İşte bu ve benzer fikirli bilim insanları yüzünden 7. Mardin Bienali Küratörü Çelenk Bafra “Ben Dara’nın Zindan’ında Büyük İskender’e Alper Aydın’ın işini anlattım, ya da 5. yüzyılda Deyrulzafaran Manastırı’nda Güneş Tapınağı’nın inşaatının bittiği gün ben de Canan Dağdelen’in cam düzeye yansıttığı kubbelerini yerlerine yerleştirdim.” derse ne cevap vereceğiz kendisine?
Demem o ki bir Bienal ziyareti yapıyorsanız bulunduğunuz şehrin tarihi yapısı ve dokusunun içinde sergilenen çağdaş........
