BU NASIL BİR MERHAMET Kİ…
Biz ki unutan bir varlığız. Kendisine üflenen nefesi, damarlarında akan o muazzam nehirleri, her sabah gözlerini dünyaya yeniden açabilme mucizesini en çabuk unutan canlı... Hayatın hengamesi, başarının o sarhoş edici rüzgarı bizi sardığında, adımlarımızı basacak bir toprak bulabiliyor oluşumuzu bile cepte keklik sayıyoruz. Kendimizi dünyaya öyle bir kaptırıyoruz ki, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi, sanki bu mülkün sahibi bizmişiz gibi kibirle yürüyoruz yollarda.
Oysa bir durup baksak arkamıza; ne kadar da vefasız ne kadar da nankörüz Yaradan’ımıza karşı.
Biz O’nu en çok canımız yandığında hatırlıyoruz. Dünya bizi sıkıştırdığında, sahte dostların maskeleri düşüp yapayalnız kaldığımızda başımızı hemen yukarı kaldırıyoruz. İçimiz sızlar, ellerimiz kendiliğinden açılır, dudaklarımızdan dökülen en samimi dualarla O’na koşarız. "Yetiş" deriz, "Kurtar, genişlik ver, şifa ol." O anlarda öyle muhtacızdır ve öyle iyi biliriz ki O’ndan başka sığınacak bir liman olmadığını...
Yaradan, o sonsuz merhametiyle bulutları dağıtır, fırtınayı dindirir. Kalbimize bir inşirah, hayatımıza bir düzen verir. Peki, sonra ne olur? Fırtına dindiğinde, limanın sahibini unutuveririz. Rahatlığın o uyuşturucu........
