Sekteye uğramış diyalog - Tolga Akçura
Basit görünen bir soruyla başlayalım: Halka açık konuşmalarımızda kiminle konuşuyoruz? İki yüzyıl boyunca cevap apaçıktı: Birbirimizle. Konuşan insandı, dünya paylaşılıyordu.
Bu varsayım o kadar temeldi ki kimse onu yazmaya gerek duymadı. Bu varsayım artık sarsılmakta. Asıl büyük sarsıntı daha gelmedi ama çok yakın. Bir tekilliği, tarihi bir kırılımı belirleyecek o sarsıntı geldiğinde ortaya çıkacak dünyaya hazır mıyız? Kendimize koyduğumuz ismi, bilen canlı türümüzü, “homo sapiens”i sürdürebilmemiz mümkün mü?
Üstelik bunun için geleceğe bakmaya gerek yok; manzara şu an karşımızda.
Neyi göreceğinizi Facebook’un, X’in, TikTok’un ve YouTube’un öneri motorları belirliyor; bir gönderinin en üste hangi gerekçeyle geldiğini bilmiyorsunuz. Sonsuz kaydırma, kumarhane makinesiyle aynı psikolojik mekanizmayla kuruldu. Bütün bunlar yarının distopyası değil; bu sabahın rutini. Bu platformların asıl sorunu, sandığımızın aksine, nötr birer boru hattı olmamaları.
Facebook, X ve TikTok’un motorları tek bir şeyi optimize ediyor: Ekranda geçirdiğimiz süre. Ve bizi ekranda en çok tutan şey huzur değil, öfke. Bu yüzden bu algoritmalar, kötü niyetten değil, tam da tasarlandıkları gibi çalışarak en kışkırtıcı, en kutuplaştırıcı, komploya en yatkın içeriği sistematik biçimde yukarı taşıyor. Ölçülü ses sessizliğe gömülürken en uç ses ödüllendiriliyor. Üstelik herkese aynı şey değil, her birimize bizi en çok tahrik edecek olan gösteriliyor: Filtre denen bu kişiselleştirme, aynı ülkede, aynı gün yaşayan iki komşuyu iki ayrı gerçekliğe kapatıyor. Sonuç, artık olayları değil, olayların........
