Enflasyon ve merkez bankaları
Dezenflasyon dönemi sona erdi. Dezenflasyon derken, mal ve hizmetlerin genel fiyatlarının artmaya devam etmesini, ancak artış hızının yavaşlamasını kastediyorum. Deflasyon ise fiyatların gerçekten düşmesidir. Bu durum onlarca yıldır yaşanmadı; aslında paranın fiziksel bir meta (altın) olmaktan çıkıp, devletler tarafından basılan ya da dijital olarak yaratılan “itibari para” sistemine geçilmesinden bu yana pek görülmedi. Deflasyon ancak nadiren, devletlerin para arzını ciddi şekilde kısıtladığı ve bunun da zaten ekonomik durgunlukla birleştiği dönemlerde ortaya çıktı.
Son 70 yılda hükümetler para basımını kontrol etti ve ekonomide yaratılan değer ile para arzı arasındaki doğrudan ilişki zayıfladı. Fiyat artışı norm haline geldi; artık tartışılan şey enflasyonun hızı.
1945 SONRASI İKİ AYRI DÖNEM
ABD’de 1945 sonrası iki dönem öne çıkıyor: 1948–1981 arası enflasyonun yükseldiği dönem ve 1981–2019 arası enflasyon hızının düştüğü dezenflasyon dönemi. İlk dönemde ortalama enflasyon yüzde 4,3, ikinci dönemde yüzde 3’tü. 1980’lerden itibaren ABD ve diğer büyük ekonomiler, 2010’lardaki “Uzun Depresyon” ile zirveye ulaşan bir dezenflasyon sürecine girdi. Bu dönemde ortalama enflasyon yüzde 1,8’e kadar düştü. Ancak 2020’lerde, özellikle pandemi sonrası 2022’deki sıçramayla birlikte, yeni bir enflasyon dönemi başladı.
ENFLASYONUN KAYNAĞI TALEP DEĞİL ARZ MI
Ana akım teorilerin aksine, enflasyonun talep değil arz kaynaklı olduğu savunuluyor. Modern kapitalist ekonomilerde enflasyonu belirleyen, değer üretimi ile para arzı arasındaki büyüme farkıdır. 2010’larda merkez bankaları faizleri düşürüp piyasaya likidite sağladı (niceliksel genişleme), ancak beklenen yüksek........
