DOĞU TABLETLERİ 130. Tablet, Seyyid Nesimi
Yaz dedi bana da Sümer ereni, âlemler, kelamlar sultanı:
Kalemin demirden, defterin taştan, aklın arştan olsun.
Bilgelerin emridir: Kalbe sunulan kamunun aklına dolsun.
Dedi ki Âlemlerin Rabbi: Oku eserimi, söyle ey Nesimi!
Höykürdü azgın softa: Kes sesini, keserim o Türkçe nefesini.
Ulu ozan ulu kitaba koydu elini, baktı gözlerinin köküne,
Dedi: Har içinde biten gonca güle minnet eylemem!
Sonra okudu ki: Sırat-ı Müstakim üzre gözetirim Rahim’i!
Döktü başında aşağıya kaynar su gibi sözlerini söz eri,
Diriltti, güherledi: İblisin talim ettiği yola minnet eylemem!
Konuştu: Arap diliyle Bağdat’ta, kadim Tahran’da Farsça,
Bağrında fışkıran o Türkçe ipeğiyle dokudu kilimini Bakü’de,
Dedi: Hey kul, yüzüme bak, sözümü süz, yürü o yıldızla,
Bağlan özüne, haydi turla insanlığı içine alan mabedi hızla.
Avazınla yol sensin, yolcu sen, hedef sende, kılavuz sen,
Bilinen bilinmeyen aynı sırlı batının harabatındadır, anla ya.
Gelir geçer zalimlerin asırları, kasırları, zulüm fasılları:
Tükenir sabahın karanlığı, hiç bitmez Nesimi’nin mevsimi.
Haydi, vurun boynunu dergâhı ruhun, vursun ahımız asumana,
Ayırın kalbimi ciğerimden, kollarımı koparın gövdemden,
Ey yüzsüz gözsüz cellatlar, boğulun deryasında can sözünün.
Alın bıçaklarınızı, yüzün yeryüzünün gönül meyvesini:
Aldı derisini omuzuna, Halep’in on iki kapısını geçti Nesimi.
Göründü ön saflarda İran savunmasının, ihanet kesti sesini.
