Anneler gününde sevginin maddileşmesi ve insanın ontolojisi üzerine konuşmak
Müzakere, anlaşma, uyum sağlama daha az ulaşılır hale geldikçe, ters orantılı olarak sevgiyi ve koruyup kollamayı maddileştirme isteği daha da şiddetlenmektedir. Aile ve toplumun, maddileştirilen değil, “gelişimi engellemeyen, gerilime ve enerji kaybına yol açmayan tek bir çeşit yakınlık biçimi” olarak “olgun ve yapıcı sevgi”ye ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz.
Dr. Selma Karışman/Din Sosyologu,Yazar
Modern dönemlerde, modern/kapitalist bir durum olan kutlama günlerinin topluma arz ediliş tarzının, eleştirel bakış açısından şikâyet ve tenkite maruz kalması neredeyse kaçınılmaz görünüyor. Fakat gün; "anneler günü" gibi, hayatımızdaki yapıcı ve kurucu rolü tartışılmaz bir varlığa ait olduğunda, neredeyse her kesimde katılım ve duygulanım açısından ortak hassasiyetler beliriyor. Topluma sunumda reklamların başı çektiği bir kapitalist arz, bu sene talep yerine bir infiale sebebiyet verdi, ummadığı sertlikte bir kayaya çarptı. Toplumda, kabaca "köpek anneliği"mi, "çocuk anneliği"mi tartışması gibi sığ bir zeminde ele alınan içeriğin, aile yapısı açısından oluşturduğu menfi mesajlara ilaveten, anneler günü ortak hassasiyetinin oluşturduğu toplumsal konsensusu yaralaması da önemliydi. Kendisini nicedir derin psikolojik, sosyolojik hatta metafizik tahlillere ihtiyaç duyan bir toplumsal kamplaşma ve kutuplaşma ile ifade etmeye alışkın bir toplumsal yapının, bu reklamdan sonra, "anne"nin evrensel şefkatinde yaslanılan "ana kucağı"nda bile birleşemiyor olması da reklamın yıkıcı etkilerinden biri oldu...
Peki ama ne bekliyorduk? Perşembe, gelişini, Çarşambadan ilan etmemiş miydi? Yıllardır, özü salt sevgi ve merhametten ibaret bir varlık, -sözüm ona- ihtiram ve sevgi sunumu için icat edilen günlerde, aslında tüketim kültürünün hırçın bir imajı olarak "sevginin maddileş-tiril-mesi" ne alet edilmemiş miydi? Tüketim kültürü-aile ilişkisini test etmede bol ve kayda değer veriler sunan reklâm piyasasının, gün gelip de elde ettiği verilerin mağrur ve fütursuz matematiksel güveni ile sadece aile yapımıza değil, dini düşüncenin va'z ettiği ontolojik hiyerarşiye de kafa tutması, en azından bizler için sürpriz olmamalıydı.
Tercihlerin yönlendirilmesi meselesi
Her Mayıs ayında olduğu gibi bu yıl da yine,tüketim iştihasını kabartan teksleriyle ekranlarda bir ay önceden dönmeye başlayan reklâmlar, verdikleri mesajlarla, insanî duyguların lüks tüketime nasıl alet edildiğine örnek teşkil etme hünerlerini sergilediler. Hedef kitleleri aslında toplumsal piramidin tepesi olan mesajlar; hikâyelerinin etkileşim gücü üzerinden ailenin her ferdine, toplumun hemen her kesimine ulaşarak, bu muhkem mevzilerde yine psikolojik ve sosyal baskılara, sevginin ve tevazunun çağrışımları ile ilgili önemli anlam kaymalarına yol açtı: Tercihlerimizi lüks tüketimin alışveriş mantığına, tüketim kültürünün ihtiyaç algısına göre şartlandırarak, anneler gününü, "pahalı bir hediye ile kutlamayı" sadece ima değil imrendirme ve yönlendirme yolu üzerinden adeta icbar ettiler. Bu gözlemleri yapmış olmak; bu türden mesajlar içeren her çağrı ve çağrışım hakkında, sosyolojik ve psikolojik tahlillerden önce daha ilk kertede şöyle bir hüküm vermemizi kolaylaştırıyor: Tüketim kültürünün insanı hedef alan bütün diğer unsurları gibi, onlar da, mânevi alanlarımız ve dinamikleriyle çatışan maddi projelerdir. Anneler gününü kendileri için anlamlı bulanlara bile, bu mevsimde leylakların mı, begonvillerin mi, sümbüllerin mi ana evinin camına daha yakışır olacağının hayalini çok gören, her daim yaslandığımız omuza konulacak el emeği göz nuru bir şalın ilmeklerini kaçıran, anne-çocuk tecrübesinin coşkusuyla açılacak tuvallerin, yazılacak hikâyelerin, dökülecek ebruların ilhamını sindirerek, şiirleri, nesirleri, besteleri, portreleri daha gün yüzüne çıkmadan yok........
