menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI.1

22 0
18.04.2026

ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI.1

(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi “Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Saygılarımla. Dr.SSİ)

KIRKBEŞ YIL SONRA ESKİŞEHİR

Dile kolay; kırk beş yıl. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Eskişehir Hava Sıhhȋ Muayene ve Fizyolojik Eğitim Merkezinde üç ay süreyle eğitim aldığımız, zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin Şahinkaya, Sağlık Daire Başkanı Tabip Alb. Hasan Sezer ve Merkez Başkanı Tabip Alb. Çetin Aslan’ın da imzalarının olduğu belge ile Uçuş Hekimi olduğumuz 1981 yılı. GATA’da stajını tamamlayan havacılar olarak aslında bu kursu yaklaşık bir yıl önce almamız gerekiyordu. Ancak, 12 Eylül 1980 Bayrak Harekâtı(1) olunca, bütün genç askerî hekimlerin tayin oldukları birliklere hemen katılmaları emredilmişti. Bu merkez Eskişehir’deki Hava Hastanesinin arka bahçesinde idi. Bir yıllık GATA staj döneminden sonra, henüz meslek hayatımın başındayken atandığım Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargâh Başhekimliği görevimin ilk yazında gönderilmiştim Eskişehir’e. Bir pratisyen hekim ve Hava Tabip Üsteğmen rütbesinde idim. Eskişehir denilince hep o günleri, oradaki arkadaşları, aldığımız eğitimi, jet uçağı ile deneme uçuşumuzu hatırlarım. 

Nasip olsa da oraları tekrar görsem, herkesin yıllardır sitayişle söz ettiği belediye hizmetlerine ve Odunpazarı mucizesine tanık olsam derdim. Ama bu vakte kadar bir vesile de çıkmadı. Demek ki bekleme zamanı dolmuş. Eskişehir Türk Ocağı, Anadolu ve Osmangazi Üniversitesi Rektörlüklerinin de katılım ve desteğiyle düzenlenen bir toplantıya katılmak için yola çıktık.  Toplantı çok önemli tarihî bir olayın 100. yılını anmak, değerlendirmek üzere düzenlenmişti. Eşim konuşmacı olarak davetli idi, ben de ona eşlik ettim. Dolayısıyla benim için de büyük bir fırsat ve gündedün (nostalji) oldu. Yaşadığımız duygu, gözlem, değerlendirmeleri, ülkemin ve aziz Türk milletinin ufku ve faydası bakış açısıyla değerlendireceğim. Ayrıca bu çok önemli toplantıda dikkatle dinlediğim, notlar aldığım bilim insanlarımızın fikir, bilgi, tecrübe ve görüşlerini de özetlemeye çalışacağım. Zaten yazmaktaki muradım da özetle budur, diyebilirim. Çünkü bilgi ve bilim güçtür, ufuktur, aşktır. Öğrenen insan, konu buruk ve acı verici bile olsa, öğrendiği için hem mutlu olur; hem de kendinde bir sorumluluk hisseder. Bu konuları, başka insanlar da, kendi halkımız da öğrensin ister.

ESKİŞEHİR’E NEDEN GİDİYORUZ

26 Şubat 1926’da, Azerbaycan’ın Bakü şehrinde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) devletinin öncülüğünde bir Dünya Türkoloji Kurultayı (Kongresi) yapılır. Bütün dünyanın ve özellikle SSCB’nin çok tanınmış Türkoloji (Türklük Bilimi ya da Türkiyat da denir) bilim insanları; Başkurdistan, Özbekistan, Gürcistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Tataristan, Nahcivan, Osetya, Karaçay, Kabardin-Balkar, Kırım, Dağıstan, Ermenistan, Rusya, Kazakistan, Çeçenistan, Kumuk, Ukrayna, İnguşiya, Çuvaşistan, Yakutistan, Oyrot, Hakasya’dan katılırlar. Dışarıdan ise Almanya ve Türkiye’den katılım olur. Toplam 131 bilim insanı katılır. Tabii ki hemen aklınıza gelmiştir. SSCB, kuruluşunun daha ilk yıllarında Türkoloji (Türklük bilimi) ile ilgili bir konuda neden böyle bir toplantı yapar? Tabii ki benim de aklıma hemen gelmişti. Zaten toplantıdaki konuşmacıların bir kısmı, mevcut belge, yaşanmış olay ve bilgileri de değerlendirip, bu konu hakkındaki görüşlerini ifade ettiler. Toplantıdan murat nedir? Neyin ya da nelerin üzerinde konuşulur ve kararlar alınır? 

Manisa’ya dönüşte, toplantının mahiyeti neydi diye soran hukukçu oğluma; eşim ve ben toplantının gerekçesini ve toplantıda konuşulanlardan bahsettik özet olarak. Oğlum şöyle dedi: “Milletler de insan vücudu gibi canlı bir organizmadır ya. Devletin adı, rejimler değişse bile genetik ve kültürel kodlar aynen kalıyor. Arada ortaya çıkan bir maraza (hastalık, anlaşmazlık), arıza veya olumsuzluğu da buradaki gibi birilerine yıkarlar ve sorumlulukları yokmuş gibi davranırlar. Biz yapmadık, o yaptı. Stalin için de, Hitler için de öyle olmadı mı? Bunlar da bir çeşit kefaret dönemleri”  dedi. Hepsi çok ilginç; günümüze de çok ciddi devlet aklı /hafıza denebilecek tarihî tecrübe ipuçlarını veriyor. Tabii ki bilene, okuyana ve düşünene. Siyasete girip, bunlarla ilgilenmeyen, eksik veya yanlış kararlara parmak kaldıranların vebali de mutlaka büyük olacaktır. Siyasete girmek isteyen gençlerin mutlaka ve devamlı okuyor olmaları gerekir. İnsan tabii ki her şeyi bilmez, bilemez. Ama bilenlerle dostluk kurmak ve danışmak, doğru bir yoldur diye düşünürüm. Neyse. Yolculuğa başlayalım. 

1 Nisan 2026. Günler önceden yazışmalar, bilet işleri derken 11.30’da Anadolu Seyahat ile İzmir üzerinden Salihli, Uşak, Kütahya ve Eskişehir’e doğru yol alıyoruz. Tabii ki birçok yerden yolcu alma, indirme nedeniyle vakit uzuyor, özel araç gibi olmuyor. Fakat hava kapalı ve yağışlı olduğundan, daha emniyetli. Etrafı izliyor, okuyor ve not tutuyorum. Yolda 28 Şubat mağdurlarından, gerçek anlamda bir vatan kahramanı, değerli ağabeyim, GATA’lı KBB uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol’un “İnsana Dair”(2)........

© tarihistan.org