menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tabakların hepsi boştu…

34 0
11.07.2026

NATO Zirvesinin içeriğine bir de ben girmeyeyim, bol bol yazılıyor. İçerik savaş ve gericilik… Biçimin yetkinliği, bunu ne ölçüde desteklediğiyle, içeriğin salgıladığı sakilliği telafi edip edemediğiyle ölçülür. Yani yeterince büyük ve işlevsel bir örtü örtülmelidir kepazeliğin üstüne. 

Ancak bugün bu örtünün bütün nüfusun gözünü boyaması hiç gerekmiyor. Zira içinden geçtiğimiz çağın en önemli özelliği veya konsepti “halksızlık.” 

Siyasetin halkla, kitlelerle, emekçi sınıflarla bağının kopması esas. Örneğin siyasal partilerin halkla ilişkisi sadece seçimde kurulmalı, ama oylamanın sonucunun uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca kararlaştırılabilmeli. Veya sendika gücünü tabanından değil, kurumsallığından almalı, “mücadelede taraf” değil “projede paydaş” olmalı. Buna göre halkı çağrıştıran her tür ideolojik unsur, kurtulunması gereken yüktür… 

Zirvede AKP bu perspektif doğrultusunda bir çığır açmışa benziyor. Birileri de, iki gündür, halkın okumayacağına güvendiklerinden olsa gerek, ağırlamanın detaylarını haberleştiriyorlar. Adını koyalım, ev sahipliği halksızlaştırılıyor. Halktan kurtulunca kendilerini son derece özgür hissediyorlar ve yaratıcılıkları patlıyor. Kamuoyuna mal olan geçici OHAL uygulamaları, halkı fiziken dışta bırakmak içindi. Böyle ev sahipliği ancak korunaklı bir alanda hayata geçirilebilirdi. 

Örnekleri çok daha fazladır, ama ben karşıma çıkan birkaçını derlemekle yetineceğim. Öncelikle “NATO’yu doyuran üç şef” belgeselinin çekilmesini önereceğim! Senaryo yazımı için çoktandır züppeliği üslup haline getirmesiyle tanınan Ertuğrul Özkök’e şans verilebilir...

Bu yazının yukarıdaki başlığını da üç şeften birinden ödünç aldım: 

“Herkes çok mutluydu. Biz şefler için en önemli şey dönen tabaklardır. Tabakların hepsi boştu, bu çok önemli. Çok büyük bir gurur yani, en büyük hissiyatımız şu anda da o.”

İki hafta önce bu köşede Türkiye’nin Batıyla ilişkilerinde 1950’lere geri dönmekten söz etmiştim. Ama arada büyük bir farkla:........

© soL