menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Avro-faşizm” söylevi ve karşı-gerçekler

18 0
23.04.2025

Geçtiğimiz günlerde Rusya Dış İstihbarat Başkanlığı’nın resmî internet sitesinde bir metin yayımlandı. “Avro-faşizm tıpkı 80 yıl önceki gibi Moskova ve Washington’un ortak düşmanı” başlığıyla servis edilen metne Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Svastika biçimini almış ağzı kanlı bir cadı şeklindeki tasviri eşlik etti.

Devam eden propaganda savaşlarında yeni ve farklı bir merhaleye geçiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yeniden Başkan seçilen Donald J. Trump’ın gerek Ukrayna Savaşı özelinde gerekse gümrük vergileri bahsinde izlediği “aykırı” politikalar, uluslararası bir “yeniden hizâlanma”yı da tetiklemiş oldu.

Moskova, yeni konjonktürün müspet etkileriyle birlikte, hem “Trump’ın ABD’sini” cezbetmek hem de Avrupa Birliği’ni (AB) gözden düşürmek amacıyla gittikçe daha agresif bir retoriğe başvuruyor. “Avro-faşizm” etiketlemesi de “tek taşla iki kuş” stratejisine uygun.

Şüphesiz ki, “Avro-faşizm” kavramına yapılan müracaat masumâne değil. 1940’lara atıf açık ve keskin. Dahası, sözün sahibi de dikkate alındığında, Bolşevik terminolojiyi andırıyor.

Fakat en önemlisi, söz konusu kalıp Avrupa içindeki sağ-popülistlere “ivme” kazandırmayı, onların siyâsetine hariçten bir çeşit “ahlâkî dayanak” sunuyor.

Nitekim, benzer bir hamleyi ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance geçtiğimiz şubat ayında katıldığı Münih Güvenlik Zirvesi’nde yaptığı konuşmayla gerçekleştirmişti. Vance, konuşmasında Avrupa’ya tehdidin “içeriden” geldiğini, Avrupa müesses nizâmının “farklı” seslere tahammül etmediğini vurgulamıştı.

Hâl böyleyken, her fırsatta “Brüksel diktatörlüğüne” karşı “seferber” olduğunu söyleyen Avrupa sağ-popülizmi için Washington ve Moskova’nın bu üslupları yelkenlerine rüzgâr dolduran cinsten.

Hatırlanacaktır, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto geçtiğimiz mart ayında yaptığı bir açıklamada, “önümüzdeki yıllar büyük demokrasilerin değil büyük kuvvetlerin yılları olacak ve artık belirleyici olan zenginlik, nüfus, askerî ağırlık ve hammadde sayısı olacak” demişti. Çok haklı.

Peki, ama bu tespitin Avrupa açısından “gereği” nedir? Başka bir ifâdeyle, geleceği tâyin edici faktörler gerçekten yukarıda sıralananlarsa Avrupa (coğrafî ve periferik dâhil) ulusları açısından “rasyonel” adımlar hangileri olur?

Rusya’da yayımlanan metin ve bünyesindeki karikatür, bir yandan olası bir Putin-Trump ittifakının “kaçınılmazlığı”nı fısıldarken, diğer yandan da Yalta’ya ve onun mühürlediği “nüfuz alanları”na göndermede bulunuyor.

Doğrusu, söz konusu metnin NATO’ya eleştirel sözlerini günden güne katlayan, Kanada’yı ve Grönland’ı “ilhâk” etmenin hesabını güden bir Trump’da yankı bulabileceği açık.

Hedef bence çok berrak: Avrupa’yı iç kavgalarından istifâde........

© Serbestiyet