Koruma Kültürünün Olmadığı Yerde Muhafazakârlık
Geçen hafta sonu iki günlüğüne bir kaçamak yapalım deyip Konya’ya gittik. Konya da İstanbul dâhil birçok şehrimiz gibi ecdadından miras kalan mimari mirasa sahip çıkmayan bir başka şehir. Muhteşem Selçuklu ve Osmanlı, hatta erken Cumhuriyet dönemi eserlerinin yanı başlarına inşa edilmiş özensiz ve ucuz binalar gözü rahatsız etmekle kalmıyor, aynı zamanda insana Türkiye’deki kökünden kopmuş muhafazakârlık anlayışını yeniden sorgulatıyor. Şehrin hem eski, hem de yeniyi barındırması, plansız ve hızlı şehirleşmenin hışmına uğraması başka, tarihi kimliğini kaybetmesi başka. Neyse ki Mevlana var. O bir inanç dünyası olmanın çok ötesinde şehrin her köşesine damgasını vurmuş olan ve dünyayı Konya’ya davet eden bir alamet-i farika.
“Nasıl Anlatsam? Nerden Başlasam?
İstanbul- Konya dört buçuk saatlik bir tren yolculuğu. TCDD servisi dakik, rahat ve temiz. Bir de anonslardaki İngilizce tercüme hatalarını düzeltseler söyleyeceğim hiçbir şey kalmayacak. Yoksa ele güne karşı “Turkey Republic Public Railways” kulağa pek hoş gelmiyor. Konya geçen hafta sonu bizi pırıl pırıl güneşli ve çıtır çıtır serin bir günle karşıladı. Ancak 1896 yılında yapılan Tarihi Gar binasını utandıran yeni Gar binası, şehrin muhafazakâr kimliğine aykırılığı hemen gözümüze çarptı. Ne yazık ki yeni bina 23 yıllık iktidar tarafından pek makbul kabul edilen 2. Abdülhamit’in mirasına bile sahip çıkamayacak kadar muhafazakârlıktan uzak. Çünkü o güzelim eski binanın ihalesini Alman Devletine II. Abdülhamit vermiş. Ayrıca o tarihte döşenen Eskişehir-Konya demiryolu rayları, 1898’de Konya üzerinden inşasına başlanılan Bağdat Demiryolu Projesi’nin başlangıcı olmuş. Oysa yeni bina Mart 2025 de hizmete girmiş. Taksi beklerken hep neden daha özen gösterilmedi? Yoksa ucuza mı mal edilsin istendi veya israfa kurban gitti? Diye düşünmekten kendimizi alamadık. Neyse ki sarı renkli şirin “İstasyon Lojmanları”, yahut “Alman Evleri” şimdilik hala orada. Ama özensiz eller o küçük........
