SDG’nin feshedilmesi bitiş mi?..
Mazlum Abdi’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve YPG’nin lağvedildiğini duyurması, muhtemelen Ankara’da ve iktidar medyasında büyük bir coşku yaratacak. “Türkiye’nin diplomatik ve askeri zaferi” ya da “PKK Suriye’de tamamen bitirildi” tarzı manşetleri bolca göreceğiz.
Ancak madalyonun diğer yüzü pek öyle değil. Abdi’nin açıklaması aslında bir çöküşü ya da yok oluşu değil, aksine Suriye Kürtlerinin artık devletin ve yeni anayasal sürecin “resmi bir bileşeni” haline geldiğini ilan ediyor.
Sürecin bu noktaya nasıl evrildiğini anlamak için hafızamızı biraz tazelemek yeterli. 2015’e gittiğimizde Rusya’nın, Esad’ı desteklemeleri karşılığında Kürtlere açıkça “kültürel otonomi” sözü verdiğini hatırlıyoruz. Öte tarafta ise IŞİD’le sahada savaşmak için Kürtleri kendine müttefik seçen ABD duruyordu. Washington’un masadaki vaatleri çok daha iddialıydı: Askeri koruma şemsiyesi, düzenli bir orduya dönüşme fırsatı ve elbette Esad sonrası kurulacak yeni Suriye yönetiminde doğrudan söz sahibi olma garantisi. Zaten Fransa’nın da içinde bulunduğu Batı cephesi, en başından beri Kürtleri Orta Doğu’daki stratejik mimarilerinin taşıyıcı kolonlarından biri olarak konumlandırmıştı.
İşin en ilginç ve belki de çelişkili tarafı Türkiye’nin yaşadığı yalpalama süreciydi. Süleyman Şah Türbesi’nin IŞİD tehdidi yüzünden taşındığı o günleri bir düşünün, Ankara o süreçte PYD ve dönemin eş başkanı Salih Müslim ile doğrudan iş birliği içinde çalışmıştı. Sahada tıkır tıkır işleyen bu koordinasyondan hemen sonra ise rüzgâr bir gecede tersine döndü. Ankara, PYD’yi PKK’nın uzantısı ilan ediverdi, Müslim’i terörist listesine aldı ve Suriye’nin kuzeyine peş peşe askeri harekâtlar başlattı. Doğal olarak dış politikadaki bu keskin zikzaklar, Türkiye’nin bugün kurulan masada ağırlığını koymasını epey zorlaştırdı.
Yakın zamanda rejimin yıkılmasıyla beraber, Ahmed Şara yönetimi ve Suriyeli Kürtler arasında (Halep başta olmak üzere) çok sert çatışmalar yaşandı ve nihayetinde bir uzlaşmaya........
