menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Liyâkat Giderse…

3 0
31.03.2026

Bir toplumun yükselişini ya da çöküşünü anlamak için kalın kitaplara veya uzun raporlara gerek yoktur. Tek bir soru çoğu şeyi anlatır:

O toplumda işler ehline mi veriliyor?

Çünkü bir görev ehline verilmediği zaman yalnızca bir makam yanlış kişiye teslim edilmiş olmaz; aslında bir düzen bozulmaya başlar. İslam geleneğinde bu durumun tehlikesi çok erken dönemlerde ifade edilmiştir. Peygamber Efendimizin meşhur hadisinde şöyle buyurulur:

“İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle.”

Bu söz yalnızca dini bir öğüt değil, aynı zamanda tarih boyunca defalarca doğrulanmış bir toplumsal gerçektir. Liyâkat ortadan kalktığında kurumlar dışarıdan ayakta görünür; fakat içten içe çürümeye başlar.

Cehaletin Aydınlıktan Rahatsızlığı

Ehliyetsiz insanın en büyük korkusu kendisinden daha bilgili ve yetkin insanlardır. Çünkü bilgi onun eksikliğini ortaya çıkarır. Bu yüzden liyakatsiz insanlar çoğu zaman gerçek ehliyet sahiplerinden hoşlanmazlar.

Dîvan edebiyatı bu psikolojiyi çok zarif ama keskin bir metaforla anlatır. Ziyâ Paşa şöyle der:

Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar,

Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan.

Yani eksik karakterli insanlar olgun ve faziletli kimseleri çekemezler; tıpkı yarasanın gözünün ışıktan rahatsız olması gibi.

Aynı şair başka bir hiciv beytinde liyakatsizliği çok daha sert bir dille teşhir eder:

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma?

Zer-dûz palan ursan da eşek yine eşektir.

Yani makam, rütbe, üniforma insanın özünü değiştirmez. Altın işlemeli semer taksanız bile eşek yine eşektir. Mekânları şerefyâb eden oraya oturanın şerefi ve müktesebâtıdır. Eğer o kişide şeref ve liyakatyok ise, işgal ettiği kurumu da şerefsizleştirir, ayağa düşürür.

Cumhuriyet dönemi şairleri de aynı gerçeği farklı bir üslupla dile getirmiştir. Yüreği Everest Tepesi gibi büyük insan, davâadamı Mehmet Âkif Ersoy geri kalmışlığın sebeplerini anlatırken şöyle sitem eder:

Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun,

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.

Tevfik Fikret ise makamların bir hizmet alanı olmaktan çıkıp çıkar kapısına dönüşmesini şu dizelerle eleştirir:

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştihâ sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya kadar yiyin.

Aslında bu eleştiriler yalnız şairlerin değil, klasik dîvanşiirinin hikemî damarının da dilinde vardır. Nâbî liyâkatsizliğive ehliyetin önemini şu beyitlerle dile getirir:

Hakkı bilen kimseye dost ol, cahile sır verme;

Zîra akıl ve fazilet bir arada olmazsa sefâlet gelir.

Velî kimseyi azdırma, aklı olana hürmet et;

Çünkü ehil olmayan makama oturursa, devlet zelil olur.

Bu beyitler, ehliyetsiz kişilerin devleti ve toplumu nasıl tehlikeye attığını açıkça gösterir.

Halk ozanları da düzenin bozulduğunu ve liyakatsizlerin yükseldiğini dile getirmiştir:

Kaygusuz Abdal ise ehliyet ile ehliyetsizliğin karıştırılmasını hicveder:

Eşek ile atı bir tutan kişi,

Varıp menzil almaz yol bilmeyince.

Karacaoğlan da insanın değerinin makamla değil özüyle ölçüldüğünü söyler:

Yiğit olan meydanlarda belli olur,

Her kişinin sözü kendi kadardır.

Nizâmülmülk, hükümdârlara şu öğüdü verir:

“Devlet işlerini ehil olmayanlara teslim etmek, ülkenin kapılarını bozgunculuğa açmak demektir. Her iş, o işin ehline verilmelidir.”

Osmanlı devlet düzenindeki bozulmayı en açık biçimde anlatan metinlerden biri Koçi Bey’in yazdığı Koçi Bey Risalesi’dir. Koçi Bey bu risaleyi IV. Murad’a sunmuş ve devlet düzeninin neden bozulduğunu anlatmıştır. En çok vurguladığı meselelerden biri ehliyetsiz kişilerin görevlere getirilmesidir. Risâledeki çok meşhur bir bölümde şöyle der:

“Kadîmden devlet-i ʿaliyye’de her iş ehline verilirdi. Lâkin son zamanlarda kanûn-ı kadîm terk olunup nâ-ehil kimseler mansıblara getirilmekle düzen bozulmuştur.”

Yâni, “Eskiden Osmanlı Devleti’nde her görev ehline verilirdi. Fakat son zamanlarda kanunlar terk edilip ehliyetsiz kimseler makamlara getirildiği için devlet düzeni bozulmuştur.”

Koçi Bey’e göre Osmanlı’nın gücü üç şeye bağlıydı:

1- Kanûn-ı kadîmin korunması (yerleşmiş devlet düzeni)

2- Görevlerin ehline verilmesi

3- Rüşvet ve kayırmanın engellenmesi

Bugün dünya tarihine baktığımızda gelişmiş toplumların ortak bir özelliği hemen fark edilir. Avrupa toplumlarında kurumların temel ilkelerinden biri ehliyettir. Bir mühendislik işi mühendise, bir bilim işi bilim insanına, bir yönetim görevi o işte yetişmiş kişiye verilir. Kurumlar kişiler üzerine değil kurallar üzerine kuruludur.

Doğu toplumlarının önemli bir kısmında ise tarih boyunca başka bir hastalık sık sık görülmüştür: ahbap kayırmacılığı. Bir işi en iyi yapacak kişi yerine en yakın olanın tercih edilmesi… akraba atamaları… sadâkat ilişkilerinin liyakatin önüne geçmesi…

İşte geri kalmışlığın en güçlü sebeplerinden biri budur.

Fakat mesele yalnız dünya ile sınırlı değildir. Bir milleti yönetmek, bir devleti idare etmek veya kamu makamlarını dağıtmak büyük bir emanettir. Şehitlerin kanıyla korunmuş bir vatanı ehliyetsiz insanlara teslim etmek yalnız bir yönetim hatası değildir; aynı zamanda ağır bir vebâldir. Vatan için can vermiş, kan vermiş şühedâya ihanettir, Kamuya ait hizmet makamlarını muhtelif dünyevî taassuplarla etrafına dağıtan kim olursa olsun zulümkârdır. Zâlimdir, o mevkîleri işgal edenler de zâlimdir, aldıkları ücret de haramdır.

Ahbap kayırmacılığıyla makam dağıtanlar, akrabalarını bigayri hakkin görevlere yerleştirenler, liyakatsiz insanlara devlet kapılarını açanlar belki bugün hesap vermekten kurtulabilirler. Fakat asıl hesap başka bir yerde kurulacaktır.

Ve günün sonunda halkın dilinde dolaşan o muhteşem âyet veo eski atasözü yeniden hatırlanır:

“Gitti ağalar paşalar, kellere kaldı köşeler.”

“Resûlüm! Sakın, Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları cezalandırmayı, dehşetten gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir.(İbrahim-42)


© Habername