Futbola dair
Merhaba değerli Habererk Okuyucuları,
Bu köşede; gündemin hızla değiştiği, her türlü duyguya anlık geçişler yaşatabilen, kimine göre nefes alma/dikkat dağıtma, kimine göre eğlence, kimine göreyse bir tutku olan spor üstüne bilgi ve bilime dayalı olarak yazılarla karışınızda olmaya gayret edeceğim. Siz kıymetli Habererk okuyucuları ile tarafsız olarak doğruları ve inşallah ülkemiz adına başarıları mutlulukla paylaşacağım.
7 Mart 2026 günü oynanan Beşiktaş - Galatasaray futbol müsabakası sonrası, maalesef yine futbol ve olumlu/olumsuz detaylarından çok hakem ve futbol siyaseti konuşur olduk… “bu takımı böyle kayırıyorlar... şu takıma şöyle ayrıcalıklı davranıyorlar… vb.”
Halen maç oynanırken(!) Beşiktaş jimnastik kulübü resmi X sayfasından yapılan paylaşımlar hiç alışık olduğumuz bir durum değilken, hemen peşi sıra rakibi Galatasaray spor kulübü resmi X sayfasından cevaben yaptığı paylaşımlar…
Meselenin maç içindeki pozisyonlardan ibaret olmadığı, rekabetin olmadığı… Adeta bir atışma, kavga üslubu gösteriyorlar ki 100 yılı aşan mazileriyle bu iki güzide kulüplerimize yakışan bir durum olarak değerlendiremiyorum.
Güncel olarak 12.43 milyar € değeriyle açık ara profesyonel futbol ligleri lideri Premier League (İngiltere)’de müsabakalar sonrası yapılan değerlendirmeler, yorumlar, haberler ve içerikler %90 oranında futbol ve saha içi ile ilgili.
Süper Lig’de ise sahadaki oyunu, taktikleri, teknik direktörlerin hamlelerini, oyuncu performanslarını, pozisyonları tartışmaya gelmek için saatlerce süren programların/içeriklerin son birkaç dakikasında zaman ayırabiliyoruz. Hemen her “kritik pozisyon” diye nitelendirilen kırılma anları her şeyin önüne konuluyor. Bir önceki maç hatta bazen bir sezon önceki maçta(!) rakibin gerçekleştirdiği ve farklı karar ile devam eden oyunun sonucunda, direkt olarak lig yarışına etkisini ilişkilendirilip, tavır farkına dikkat çekilerek yorumlanıyor. Ve bir döngüye hapsoluyoruz. Tarafların argümanları, henüz aynı maç içinde bile çelişirken herhangi bir sonuca ulaşmak ne mümkün? Hemen herkes yüksek doz deşarj olmayı, aklındaki tartışmasız doğru olan fikirlerini tamamen dayatmayı saldırı üslubuyla kurguladı maalesef.
Bu bize hiçbir şey kazandırmıyor, kazandırmayacakta. Güncel değeri 1.37 milyar € olan Süper Ligin marka değerini yükseltmek üstüne fikirler üretip hayata geçirmemiz gerekirken, enerjimizi yanlış söylemlerde harcıyoruz.
Bu gücü ve kaynaklarımızı; alt yapıya, teknik donanıma, oyun çeşitliliğine, sürdürülebilir ekonomiye sahip kulüpleri kazanmak adına yönlendirmeliyiz… Ülkece hızla çok başka seviyede olacak ve bundan büyük keyif alacağız.
Futbol bir oyun. Sporun en cazibeli, en dikkat çekici ve en öndeki dalı. Milyonları, en kötü gününde mutluluğa boğan, aynı zamanda mutsuzluğu da tattırabilen hayatın güzel bir rengi. Bu rengi karanlıklara değil aydınlıklara çıkarmamız gerekli. Bunun tek yolu ise hep birlikte çabalamaktan geçer.
Ayrıcalık değil, adalet ve eşitlik için mücadele etmeliyiz.
Spor ahlâkından taviz vermeden çalışmaya odaklanmalı kulüplerimiz.
2026 Dünya kupası için Türk milli takımımızın play-off turunu geçeceğine Türk toplumu olarak yüksek bir inançla kenetlenmişken! Birbirinden değerli oyuncularımız ve ortaya koydukları performanslarını konuşacağımız, bir an önce sahaya geleceğimiz, rekabete döneceğimiz günleri görmeyi diliyorum.
