menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mehdi/Mesih senaryoları üzerine Ocaklarımızın tarihi bakışı

7 0
19.03.2026

Cengiz Han Güven yazdı;

MEHDİ/MESİH SENARYOLARI ÜZERİNE OCAKLARIMIZIN TARİHİ BAKIŞI

Savaş uzadıkça, taraflar kendi inançlarının mutlak doğruluğuna daha da sarılacak, fakat aynı zamanda şüphe de büyüyecektir. Yeryüzü ve gökyüzünde görülen işaretler çelişkili olacaktır…

Mehdi/Mesih senaryosunun finalini kıyametle taçlandırmak isteyenlerin sayısı gitgide artacaktır.

Evvel zaman içinde, asrın kargaşa ve ihtilâl ile malûl olduğu bir hengâmede, şark ve garp diyarları arasında zuhur eden bir hâdise, Ocak Erenlerimizin nezdinde yalnız bir harp değil, belki akîdelerin, ümitlerin ve asırlardan beri tevarüs eden kehanetlerin tecellîgâhı olarak tanımlanmıştı.

Malûmdur ki şark tarafında, bilhassa İran havalisi başta olmak üzere İslam dünyasında, maziden beri dillerde dolaşan bir söylem mevcuttur;

Zuhur edecek bir Mehdi ki; zulmü defedip cihana mizan getirecektir. Bu itikad, yalnız bir dinî telakki olmayıp, aynı zamanda halkın kalbinde teselli ve metanet objesi olarak kalmıştır.

Ne vakit ki dünya sıkıntıya dûçar olsa, bu ümit yeniden canlanır, sanki her an gökyüzünde belirecekmiş gibi insanları beklentide bırakırdı…

Buna mukabil garp tarafında, bilhassa Yahudi ve Hristiyan aleminde, bazı kitapların satırlarında işaret olunan Mesih’in nüzuluna dair bir beklenti vardır.

Bu beklenti, insanların ruhunda derin bir akis (yankı) bulmuş, her hâdise bir alamet, her buhran bir beklenti yaratmıştır.

İşte bu iki söylem, bir gün gelir ki aynı zamanın sinesinde karşı karşıya durur.

Evvel emirde, zahiren bir siyasî ihtilâf gibi görünen bu hâdise, gitgide derinleşerek bir nevi mukadderat meselesine inkılâb eder.

Her iki taraf dahi kendini hakikatin yegâne mümessili addeder.

Lâkin zaman ilerledikçe garip hâllerin zuhur edeceği ve tüm tarafların sarsılacağı, Ocaklarımızın derin bir öngörüsü olarak, Kâdim Devletin görünmez külliyatındaki bir kitaba not olarak düşülmüştür.

Bu kitap, kapaksız ve isimsizdir, sayfaları ise birer Yâren’dir, aynı zamanda Serdengeçti…

Kamer tutulur, ufuk kızıl bir perde ile örtülür. Eski metinlerde işaret olunan o dehşetli merhalenin vuku bulduğu sanılır…

Lâkin zannedildiği gibi ne Mehdi zahiren ortaya çıkmıştır ne de Mesih’in gökyüzünden zuhuru gerçekleşmiştir.

Savaşlar ve beşerî sarsılışlar hem kâinatın hem de dünyanın (ritmini) dengesini bozmuştur…

Bu vaziyetin ardından, asıl imtihanın haricde değil, insanların derûnunda cereyan ettiği anlaşılır.

Kimisi bu hengâmede merhameti ihya eder, kimisi hiddeti. Kimisi sulhu arar, kimisi kıyameti davet eder. Ve görülür ki kıyamet, semâdan inen bir ateş değil, beşerin kendi nefsinde büyüttüğü zulmettir.

Netice-i kelâm odur ki:

İran-İsrail savaşının ardından vuku bulacak büyük hâdiseler, bir tarafın galip gelmesiyle nihayete ermez. Belki insanlığın, hakikati yalnız harpte değil, barışta ve hikmette aramayı öğrenmesiyle tehir olunur.

Dünyanın gidişatı ve alacağı vaziyet, biz adım adım Ocaklarımızın hikmetine ve sırrına görecektir, çünkü yarım bırakılmış tarihimiz ve geleneklerimiz tahsis edilmeden, başka hiçbir kurtuluş yolu ve imkânımız yoktur.

Ne silahlar ne füzeler ne de hiçbir kalkan, hiçbir ekonomik tedbir, yaklaşan büyük kaosu durduramaz, zira bu kaosun başlangıç güzergahı 1826’da Ocaklarımıza kumpas kurularak katedilmişti.

Ve bu dahi, en büyük ibret olarak tarih sahifesine mutlaka kaydolunacaktır.

AHİYÂN/GAZİYÂN OCAK ERENLERİMİZE SELAM OLSUN…

Cengiz Han Güven, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com