menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Midemdeki kramplardan kim sorumlu şimdi?

12 0
27.06.2026

My body is a cageThat keeps me from dancing with the one I loveBut my mind holds the key[1]

Bedenim bir kafesSevdiğimle dans etmekten beni alıkoyanLakin kafesin anahtarını zihnim elinde tutuyor[2]

Yazıya başlarken alıntıladığım bu şarkıyı ilk olarak 2010 yılında dinlemiştim. Hem Peter Gabriel versiyonu hem de Arcade Fire versiyonunu yeni çıktığım evimin eksik eşyalı odasında aylarca dinlediğimi hatırlıyorum. 20 yaşımdaydım, Boğaziçi Üniversitesi’ne uyum sağlamakta zorlanıyordum, bir yandan örgütlenmeye kendim gibi olanları bulmaya başladığım, bir yandan da cinsiyetime ve cinsiyetlendirilmiş bedenime dair dertlerimin had safhada olduğu bir dönemdi. Her gün birtakım toplantılara, etkinliklere katılıyor, havalı cümleler kuruyor, eylemlerde sloganlar atıyor, derslerimi ekiyor, akşamları yeni tuttuğumuz ortak evimizin kendime ait odasında yorgan altında ağlıyordum. Neden ağladığımı bilmiyordum. Ancak öyle bir hüzün vardı ki üzerime çöken, baş edemez hale gelmiştim.

Yıllar geçtikten sonra fark ettim o hüznün sebeplerini. Açılmaya başlamıştım. Açılma eyleminin kendisi beni hem mutlu ediyor hem de korkutuyor, mutsuz ediyordu. Karman çorman bir duygular yumağının tam orta yerine düşmüştüm. Bunun sebebi de senelerce içime attığım, içimde yeşermesine asla müsaade etmediğim tüm duygularım bendini yıkmış, çağlayan bir ırmak gibi üzerime üzerime gelmesiydi. Ben üzerime gelecek duyguların sadece mutluluk, coşku olacağını sanıyordum. Oysaki onlar kadar korku ve hüzün de geliyordu. Kendime onca yıl bu duyguların hiçbirini yaşama izni verememiştim. Aşk acısı dahi çekmemiştim ki ben. Ergenliğim, bütün kudretimi kendimi saklamaya harcadığım bir kafesti. Utanç o kadar güçlü bir duyguydu ki başka hiçbir duyguya müsaade etmiyordu. Ne aşka yer vardı, ne öfkeye, ne hüzne, ne aşk acısına ne de başka bir şeye. Deyim yerindeyse sivil bir ölüm yaşatılıyordu bana. Vardım ama bir yandan yoktum. Var olabildiğim her an utancın gölgesindeydi. Ve birdenbire var olmaya başlayınca gecikmiş bir ergenlik de yaşıyordum. Benim ergenliğim 5-10 yıl rötarlı gelmişti.

Yirmili yaşlarında, belki de 13-14 yaşındayken yaşanması gereken duyguları bu yoğunlukla yaşamak o kadar tuhaf ve zorlayıcıydı ki. Bedenimin her zerresi tutarsızlık içerisindeydi. Kalbim heyecandan küt küt atarken, mideme kramplar girdiğini hatırlıyorum. Başıma korkunç bir ağrı girmişken, ellerimin dans etmek için kıvrıldığını... Anlayacağınız tam bir kaos hâkimdi bedenimin her........

© Bianet