Liyakat Yoksa Umut da Yoktur
Bir ülkede makamlar ehliyet yerine sadakatle dağıtılmaya başladığında kaybolan yalnızca liyakat değildir; adalet duygusu, kurumlara güven ve geleceğe dair umut da bundan payını alır.
Liyakat, en basit anlamıyla işi ehline vermektir. Bir insanın hangi görüşe, çevreye veya gruba ait olduğundan önce, o işi yapabilecek bilgi, deneyim ve yeteneğe sahip olup olmadığına bakmaktır.
Biat ise kişinin kendi iradesini bir otoritenin iradesine teslim etmesi ve ona koşulsuz sadakat göstermesidir. Devlet yönetiminde belirleyici hale geldiğinde sonuçları ağır olur. Çünkü devletin ihtiyacı her söyleneni onaylayan insanlar değil; işini bilen, sorumluluk alabilen, gerektiğinde itiraz edebilen ve kamu yararını kişisel çıkarın üzerinde tutabilen insanlardır.
Bir yöneticinin çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan insanların bulunması, her zaman onun güçlü olduğunu göstermez. Bazen tam tersine, etrafında gerçeği söyleyebilecek kimsenin kalmadığını gösterir.
Sadakat liyakatin önüne geçtiğinde toplumun yükselme ölçüsü de değişir. İnsanlar çalışarak, öğrenerek ve kendilerini geliştirerek yükselmek yerine, yetkili makamlardaki insanlarla yakınlık kurmanın yollarını aramaya başlar. Genç bir insanın önünde iki seçenek belirir: Çalışıp kendini geliştirmek mi, yoksa doğru çevreye girmek mi?
Eğer toplum ikinci seçeneğin daha fazla işe yaradığını düşünmeye başlamışsa, artık yalnızca bireysel adaletsizliklerden değil, ciddi bir yönetim ve kurum sorunundan söz ediyoruz demektir. Çünkü liyakatin olmadığı yerde haksızlık kadar, devlete ve kurumlara duyulan güven de aşınır.
İnsan, hak ettiği halde bir göreve gelemediğinde yalnızca........
