menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boşanma Davalarında Nafaka Türleri

4 0
01.11.2026

 Evlilik yalnızca iki kişinin aynı hayatı paylaşmasından ibaret değil. Evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı çeşitli maddi ve hukuki sorumlulukları da bulunmaya devam eder ancak evlilik birliği bozulup boşanma süreci başladığında, bu sorumlulukların nasıl devam edeceği ve özellikle ekonomik açıdan daha zor durumda kalan tarafın nasıl korunacağı önemli bir mesele hâline geliyor. Nafaka da tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Toplumda bazen bütün nafaka türleri tek bir kavrammış gibi düşünülüyor. Oysa hukukta tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve yardım nafakası birbirinden farklı amaçlara hizmet ediyor. Dolayısıyla “nafaka” denildiğinde önce hangi nafaka türünden söz edildiğini belirlemek gerekiyor. Bu yazıda nafaka türlerini, mümkün olduğunca teknik hukuk dilinden uzaklaşarak ve günlük hayattan örneklerle açıklayalım.

 Boşanma davası açıldığında evlilik hukuken hemen sona ermiyor. Dava devam ederken eşlerin evlilik birliğinden doğan bazı yükümlülükleri devam ediyor ama taraflar çoğu zaman aynı evde yaşamıyor ve ekonomik düzenleri de birbirinden ayrılıyor. İşte tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken eşlerin ve çocukların geçici olarak korunmasını sağlayan nafaka türüdür. Burada temel amaç, taraflardan birinin dava sürecinde ekonomik açıdan tamamen desteksiz kalmasının önüne geçmektir. Bu nedenle tedbir nafakası, yoksulluk nafakasındaki gibi boşanmaya neden olan olaylarda kimin daha kusurlu olduğu üzerinden değerlendirilmez. Mahkeme; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, gelirlerini, giderlerini, ihtiyaçlarını ve varsa çocukların durumunu değerlendirerek dava süresince gerekli geçici önlemleri alabilir. Bu değerlendirme, yalnızca bir sosyal ve ekonomik durum araştırmasının sonucuna otomatik olarak bağlanmış değildir. Mahkeme, somut olayın bütün koşullarını dikkate alır.

 Önemli bir nokta daha var. Tedbir nafakası yalnızca eşler için düşünülmemelidir. Boşanma davası sırasında çocukların bakım ve geçim ihtiyaçlarının karşılanması da mahkemenin değerlendirmesi gereken konular arasındadır. Örneğin taraflardan birinin geliri diğerinden daha düşükse çocukların giderlerinin önemli bölümü bir ebeveyn tarafından karşılanıyorsa veya dava sürecinde ekonomik bir dengesizlik ortaya çıkıyorsa mahkeme, bu durumları dikkate alabilir. Tedbir nafakası bakımından hâkimin gerekli geçici önlemleri re’sen alabilmesi de önemlidir. Bu nedenle tedbir nafakasını yalnızca karşı tarafın açıkça talep etmesi hâlinde gündeme gelebilecek bir ödeme olarak düşünmemek gerekir. Boşanma kararı kesinleştiğinde ise dava sürecine özgü tedbir nafakası dönemi sona erer. Bunun ardından somut olayın şartlarına göre yoksulluk nafakası veya çocuk için iştirak nafakası söz konusu olabilir.

 2-Velayet Hakkı ve İştirak Nafakası

 Boşanmayla birlikte eşlerin birbirlerine karşı olan evlilik ilişkisi sona erebilir ancak anne ve babanın çocuklarına karşı sorumluluklarının ortadan kalkmayacağı malumdur. Çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması anne ve babanın ortak sorumluluğudur. Çocuğun bakımı, eğitimi ve temsili anlamına gelen velayet hakkı ile çocuğun giderlerine katılma borcu olan iştirak nafakası doğrudan birbiriyle bağlantılıdır.

 A) Velayetin Tespiti ve Çocuğun Üstün Yararı

 Mahkeme, velayetin hangi ebeveyne bırakılacağını belirlerken öncelikle çocuğun üstün yararını dikkate alır. Yani mesele “anne mi daha haklı, baba mı daha haklı?” şeklinde değerlendirilmez. Asıl soru, somut olayın koşullarında çocuğun fiziksel, duygusal, eğitimsel ve sosyal gelişimi açısından hangi düzenlemenin daha uygun olduğudur. Çocuğun yaşı, ihtiyaçları, ebeveynleriyle ilişkisi, yaşam düzeni, eğitim durumu ve ebeveynlerin çocukla ilgilenme imkânları gibi birçok unsur birlikte değerlendirilebilir.

Çocuğun görüşünün alınması da bazı durumlarda önem taşır. Çocuğun yaşı kadar kendi görüşünü oluşturabilecek ve bunu ifade edebilecek olgunlukta olup olmadığı da önemlidir.

 Benzer şekilde “küçük çocuk mutlaka anneye verilir” şeklinde bir Kanun maddesi de bulunmuyor. Küçük yaşta çocuğun bakım ihtiyaçları değerlendirmede önemli olabilir ancak velayet kararı, yine çocuğun üstün yararı esas alınarak verilir. Yine de bebeklik ve erken çocukluk........

© Para Analiz