menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alanlara sığmayan sol

27 0
15.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Avrupa’da siyasal dengeler hızla değişiyor. Neoliberal merkez toplumsal sorunlara yanıt üretemezken aşırı sağın gündemini ve dilini giderek daha fazla benimsiyor. Almanya’da AfD’nin kazandığı güç, Fransa’da Ulusal Birlik’in iktidara yaklaşması ve ABD’de Trump etrafında kalıcılaşan neo-faşist dalga, bu dönüşümün farklı görünümlerini oluşturuyor. Sol açısından mesele bu nedenle yalnızca aşırı sağın seçimlerde nasıl geriletileceğiyle sınırlı değil. Onu büyüten eşitsizliğe, güvencesizliğe ve siyasal temsil krizine nasıl müdahale edileceğini de kapsıyor.

Bu soruya verilen yanıtlar ise çeşitlilik gösteriyor. Sandığa gitmekten vazgeçenleri, yoksul banliyöleri ve gençleri harekete geçirecek bir program arayışı ile aşırı sağa yönelen sanayi havzaları, küçük kentler ve kırsal kesimlerle yeniden bağ kurma ihtiyacı tartışmanın parçalarını oluşturuyor. Birlik çağrıları ile bağımsız siyasal hat arayışları, seçim ittifakları ile toplumsal mücadeleler de bu arayış içinde yan yana geliyor. Temel sorun, aşırı sağın hedef gösterdiği kesimlerin savunulmasını geçim, iklim ve enerji krizleriyle, kamu hizmetlerinin aşınmasıyla ve emeğin güvencesizleşmesiyle ilişkilendirebilecek ortak bir siyasal yönün nasıl kurulacağı.

Fransa’daki Fête de l’Humanité, Belçika’daki ManiFiesta ve Portekiz’deki Festa do Avante!, tam da bu dönemde solun toplumsal varlığını görünür kıldığı ortak alanlar olarak önem kazanıyor. Konserlerle siyasal tartışmaları, sendikalarla uluslararası dayanışma hareketlerini, partilerle yayıncıları ve toplumsal örgütleri yan yana getiren bu festivaller, siyasetin seçim kampanyalarına ve televizyon tartışmalarına sığmayacağını hatırlatıyor.

FÊTE DE L’HUMANITÉ: TARİHSEL MİRAS VE BİRLİK

Fête de l’Humanité’nin Fransa’nın siyasal ve kültürel hafızasındaki yeri, neredeyse yüzyıla yayılan sürekliliğinden kaynaklanıyor. Festival ilk kez 7 Eylül 1930’da, L’Humanité gazetesinin yöneticisi Marcel Cachin’in girişimiyle işçileri ve gazete okurlarını buluşturmak, aynı zamanda yayına mali destek sağlamak amacıyla düzenlendi. Katılımın 1936’da, Halk Cephesi döneminde 300 bine ulaşmasıyla festival genişleyen sol seferberliğin başlıca siyasal ve kültürel alanlarından birine dönüştü. Nazi işgali sırasında kesintiye uğradıktan sonra yeniden düzenlenen festivalde konser, tiyatro, sinema ve edebiyat zamanla siyasal konuşmalar kadar önemli bir yer edindi. Pink Floyd’un 1970’teki konserinden sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı hareketlerle kurulan dayanışmaya uzanan bu tarih, kültür ile siyasetin birbirinden ayrılmadığı bir gelenek yaratmış durumda. Yerel parti örgütlerinin, sendikaların, derneklerin, yayınların ve uluslararası delegasyonların aylar süren emeğiyle kurulan festivalin 2025’te 610 bin ziyaretçiyle rekor kırması da bu geleneğin nostaljik bir hatıradan ibaret olmadığını gösterdi.

11-13 Eylül 2026’daki festival ise yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle solun adaylıklarının, programlarının ve birlik arayışlarının tartışıldığı bir zemine dönüştü. Jean-Luc Mélenchon, Fabien Roussel, Marine Tondelier, François Ruffin ve Olivier Faure ayrı buluşmalarda kendi siyasal yönelimlerini ortaya koyarken Yeşiller, Sosyalist Parti, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransız Komünist Partisi (PCF), Debout!, L’Après ve Génération.s gibi örgütler ortak adaydan ortak kampanyaya uzanan farklı önerileri tartıştı.

Festivalde büyük ilgi gören LFI buluşmalarında Mélenchon, iklim krizinden borç ve kemer sıkma politikalarına, hayat pahalılığından servetin........

© Birgün