menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ANONİM ŞİRKETLERDE GERÇEĞE AYKIRI FİNANSAL TABLOLARLA KREDİ TEMİNİ: CEZAİ SORUMLULUK VE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

19 0
15.09.2026

Bir anonim şirketin gerçeğe aykırı finansal tablolarla banka kredisi temin etmesi; ceza hukuku, bankacılık hukuku, ve şirketler hukuku bakımından farklı sorumluluk rejimlerini gündeme getirmektedir. Bu çalışmada önce Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-j maddesindeki kredi dolandırıcılığı incelenmekte; ardından kredi işleminin banka görevlilerinin bilinçli katılımıyla banka kaynağının zimmete geçirilmesine dönüşebildiği hâller ele alınmaktadır. Son olarak, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak farklılaştırılmış teselsül ilkesi kapsamında birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

I. TAHSİS EDİLMEMESİ GEREKEN KREDİNİN TAHSİS EDİLMESİ SUÇU

Uygulamada “tahsis edilmemesi gereken krediyi tahsis ettirme suçu” olarak anılan fiil, Türk Ceza Kanunu’nda bu adla bağımsız bir suç değildir. Kanunun 158/1-j maddesi, dolandırıcılığın “banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla” işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Dolayısıyla hukuki nitelendirme, yalnızca kredinin daha sonra ödenmemiş olmasına değil, kredi tahsisinden önce veya tahsis sırasında gerçekleştirilen hileli davranışın banka kararına ve malvarlığı zararına etkisine dayanır.[1]

II. GERÇEĞE AYKIRI BİLANÇO-MİZAN İLE KREDİ TEMİNİ: TCK M.158/1-J

Kredi dolandırıcılığının merkezinde, kredi kurumuna yöneltilen ve tahsis kararını etkileyebilecek nitelikte bir hile bulunur. Uydurma bilanço, gerçeğe aykırı gelir tablosu, var olmayan alacağın mizanda aktifte gösterilmesi, ilişkili şirket borcunun gizlenmesi, borçların eksik beyanı veya sahte vergi ve çalışma belgeleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak belgenin yanlışlığı tek başına yeterli değildir. Yanlışlık, banka görevlilerinin gerçek durumu değerlendirme imkânını bozmalı, kredi kararı bu yanılgının sonucu olmalı ve bankanın malvarlığında zarar meydana gelmelidir[2]. Bununla birlikte, banka personelinin yanıltılmadığı, aksine onların vermemesi gereken bir krediyi vermeleri durumunda ise 5411 sayılı Kanun m.160 hükmünde yer alan bankacılık zimmeti suçu oluşacaktır[3].

Yargıtay 23.Ceza Dairesi, 11 Mayıs 2016 tarihli kararında şirket yetkilisinin sahte şirket bilançosu ve gelir tabloları ile teminat olarak verilen dört sahte çek üzerinden 400.000 TL kredi kullanması, TCK m.158/1-j kapsamında kabul edilmiştir. Karara göre:

“Sanığın yetkilisi olduğu ... Tic. Ltd. Şti adına,...AŞ,"den genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi aldığı, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine, yapılan araştırmada kredi karşılığı teminat olarak verilen 4 adet çekin ve şirkete ait bilanço ile gelir tablolalarının sahte olduğunun belirlendiği, bu çekler hakkında icra takibi yapıldığı, çek sahiplerinin takibe itiraz ettikleri, itiraz sonucu bilirkişi raporu düzenlendiği, bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda suça konu çeklerdeki keşideci imzalarının çek sahiplerine ait olmadığının görüldüğü, sahte belgelerden, kredi sözleşmesi ile birlikte sanık tarafından şirketlerine ait olduğu belirtilen şirket bilançosu ile şirket gelir tablosunun altında kaşesi bulunan serbest muhasebeci mali müşavir ..."ın ifadesinde, dosyada bulunan bilanço ile gelir tablosundaki kaşeler üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, böyle bir şirketle çalışmadığını, belgeleri kendisinin düzenlemediğini belirttiği; böylece sanık ..."ın sahteiliğini bildiği çekleri cirolayıp teminat olarak bankaya vererek hak etmediği krediyi almak için çekleri kullanmak ve bankadan 400 bin TL kredi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşıldığından mahkumiyete yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir[4].

B. Bankanın İnceleme Yükümlülüğü Hileyi Ortadan Kaldırır mı?

Profesyonel bir kredi kurumunun araştırma ve teyit yükümlülüğü, somut olay değerlendirmesinde önemlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28 Mart 2017 tarihli kararında; banka iç düzenlemelerinde öngörülen belgelerin toplanmaması, vergi dairesi ve ticari faaliyet araştırmalarının yapılmaması ve sunulan mali verilerin olağan kontrol süreçlerinden geçirilmemesi karşısında, kullanılan hilenin banka görevlilerinin denetim olanağını ortadan kaldıracak yoğunlukta olmadığı sonucuna varılmıştır. Aynı kararda, kredi kullandırıldıktan sonra mevcut borcun teminatı amacıyla verilen sahte belgenin ilk tahsis kararına neden olamayacağı da vurgulanmıştır.[5]

Bu meyanda, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan ve ağırlaştırılmış özen sorumluluğu altında bulunan bankaların, doğruluğu teyit edilebilecek hususlar konusunda gerekli araştırmayı yapmaması durumunda, ortada gerçek anlamda bir hile bulunmayacağından atılı suçun oluşmayacağı ifade edilebilir. Bununla birlikte, kredi kontrol akışı her somut dosyada yeniden ele alınmalıdır.[6]

C. Hilenin Zamanı, Sahtecilik ve Zincirleme Suç

Hilenin kredi tahsisinden önce veya tahsis sürecinde bulunması gerekir. Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 15 Mart 2022 tarihli kararında, genel kredi sözleşmesine dayalı borç için verilen sahte bonoların ilk krediye teminat olarak mı, yoksa doğmuş borcun tahsili amacıyla sonradan mı teslim edildiğinin, teslim tarihleri, kredi hareketleri ve miktarlar karşılaştırılarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş, eksik araştırmaya dayalı hüküm bozulmuştur.[7]

Aynı bankaya değişik zamanlarda birden fazla hileli kredi başvurusu yapılması hâlinde zincirleme suç hükümleri de gündeme gelebilir. Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli kararında, aynı mağdur bankadan farklı zamanlarda kredi temini için kullanılan sahte çalışma belgeleri ile şirket adına bildirilen gerçeğe aykırı bilanço bilgilerinin tek zincirleme nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.[8]

Kredi başvurusunda sahte resmî veya özel belge kullanılmışsa, TCK m.212 uyarınca belgedeki sahtecilik ayrıca cezalandırılabilir.[9]

III. YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN SORUMLULUĞU

Türk Ceza Kanunu m.20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri saklıdır. Dolandırıcılıktan yarar sağlayan anonim şirket bakımından TCK m.169’un gönderme yaptığı tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Buna karşılık hapis ve adli para cezasının muhatabı gerçek kişidir. Yönetim kurulu üyesi sıfatı, tek başına ceza sorumluluğunu gerektirmez.[10] Bunun için, her üye yönünden şu sorular ayrı cevaplanmalıdır: Gerçeğe aykırı bilanço kim tarafından hazırlandı veya hazırlatıldı? Üye belgenin yanlışlığını biliyor muydu? Kredi başvurusuna veya banka sunumuna katıldı mı? Tahsis kararını etkileme amacı var mıydı? Kurul kararına olumlu oy verdi mi, karşı oyunu tutanağa geçirdi mi, yoksa karar ve uygulamadan habersiz miydi? Kredi tutarı nereye aktarıldı ve üyeye veya ilişkili kişilere bir yarar sağlandı mı? Ceza sorumluluğu, bu kişisel bağlantı kurulmadan yalnızca imza sirkülerine veya ticaret sicilindeki göreve dayandırılamaz.

Bir üye sahte belgeyi bizzat düzenleyebilir, düzenlettirebilir, bankaya sunabilir, başka bir üye yalnızca şirketin temsil işlemini yapmış, belgenin gerçeğe aykırılığını bilmemiş olabilir. İlk durumda müşterek faillik, azmettirme veya yardım etme; ikinci durumda kastın yokluğu tartışılır. Banka mensubuyla anlaşmalı kredi düzeninde ise dış şirket yöneticisinin bankacılık zimmetine iştiraki için, banka mensubunun özgü suç faili olduğunu bilerek onun fiiline katılması aranır. Bu durumda, şirketin birden çok yönetim kurulu........

© Hukuki Haber