menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Son Altı Ayı

6 0
08.10.2026

Risale-i Nur hizmetinin şahıstan şahs-ı mânevîye intikalinin son hazırlık safhası

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin 1959 sonbaharından 23 Mart 1960'taki vefatına kadar geçen son altı ayı, yalnızca son seyahatleri, hastalığı ve Urfa'daki vefatı üzerinden okumak eksik kalır.(1) Bu dönemin asıl anlamı, Bediüzzaman'ın ömrü boyunca yürüttüğü iman hizmetinin son safhasında bulunmasıdır. Ankara, İstanbul, Konya, Emirdağ, Isparta ve nihayet Urfa'daki hadiseler, bu ana eksen etrafında anlam kazanır.

Çünkü onun hayatındaki temel mesele, şahsî bir mücadele veya siyasî bir hareket meydana getirmek değil, Kur'an'dan aldığı iman hakikatlerini Risale-i Nur vasıtasıyla neşretmek ve bu hizmetin kendisinden sonra da devam etmesini sağlamaktır.(2)

Bu bakımdan son altı ayı anlamanın doğru yollarından biri, hadiseleri üç merkez etrafında okumaktır:

İman hizmeti.Risale-i Nur'un neşri ve hizmetin devamlılığı.Bu hizmetin ihlâs, uhuvvet, tesanüd ve müsbet hareket esaslarıyla şahs-ı mânevî içinde sürdürülmesi.

Keza Bediüzzaman'ın son dönemini anlamak için öncelikle kendi vazife tarifine bakmak gerekir. Emirdağ Lâhikası'nda yer alan ve külliyatın kendi sunuşunda “Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş olduğu en son ders” olarak takdim edilen mektup bu bakımdan temel bir metindir.(3)

Bediüzzaman burada:

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.” der.

Ardından hizmetin esasını şöyle ifade eder:

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.”(4)

Bu iki ifade, son altı ayın bütün hadiselerini anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır. Nitekim aynı mektupta Bediüzzaman, müsbet iman hizmetini asayişi muhafaza eden bir çizgiyle ilişkilendirmekte ve talebelerinin dahilde kuvvet kullanmak yerine müsbet hareket etmeleri gerektiğini belirtmektedir. (5)

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın son dönemindeki merkez, kendi vazife tarifine göre siyaset değil, hizmet-i imaniyedir. Seyahatler bu hizmet şartları içinde gerçekleşmiş; talebelerle görüşmeler hizmetin devamına, mektuplar talebelerin istikametinin muhafazasına, Risale-i Nur'un neşri ise iman hizmetinin devamına yönelik olmuştur.

Devlet ve basınla ilgili hadiseler ise bu hizmetin yürütüldüğü dönemin dış şartlarıdır. Bu sebeple son altı ayın tarihini, dış hadiselerden iç gayeye doğru okumak daha açıklayıcıdır.

Bediüzzaman'ın son dönem mektuplarında talebelerine sürekli olarak ihlâs, uhuvvet, tesanüd, sadakat ve müsbet hareket üzerinde durması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Buradan hareketle, onun asıl meselesinin kendisinden sonra şahsî bir bağlılık meydana getirmekten ziyade Risale-i Nur hizmetinin temel prensiplerinin talebeler tarafından devam ettirilmesi olduğu söylenebilir. (6)

Bu nedenle son altı ay, tarihî bir yorum olarak, Risale-i Nur hizmetinin şahıstan şahs-ı mânevîye intikalinin son hazırlık safhası şeklinde de okunabilir. Ancak bu ifade doğrudan bir tarihî belge cümlesi değil, Bediüzzaman'ın son dönem mektupları ve hizmet prensipleri üzerinden yapılan bir değerlendirmedir.

Aralık 1959: Son seyahatlerin anlamı

Aralık 1959'da Ankara ve Konya merkezli seyahatler yoğunlaştı. Dönemin basını Bediüzzaman'ın hareketliliğini takip etti. 25 Aralık 1959 tarihli Milliyet nüshası dönemin siyasî ve toplumsal gelişmelerini haberleştirirken, Bediüzzaman'ın devlet ricâli ve milletvekillerine yönelik girişimleri de dönemin basınında yer almıştır. (7)

Bununla birlikte burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bediüzzaman'ın zaman zaman siyasî ve içtimaî meselelere dair görüş bildirmesi, onun hizmetinin doğrudan siyasî bir hareket olduğu sonucunu tek başına doğurmaz. Onun kendi eserlerinde yaptığı vazife tarifi, hizmet-i imaniyeyi merkeze almaktadır. Nitekim Ankara seyahatiyle ilgili mektubunda da seyahatlerinin siyasî bir maksat taşımadığını açıkça ifade etmekte, Risale-i Nur'un neşri ve asayişin muhafazası üzerinde durmaktadır. (8)

Bediüzzaman 31 Aralık 1959'da Ankara'ya geldi. Risale-i Nur Enstitüsü'nün kronolojisine göre bu seyahat sırasında Ankara'da kısa süre kaldı; ardından İstanbul ve Konya üzerinden tekrar Ankara istikametine yöneldi. (9)

Bu gelişmeler, son döneminde devlet makamlarının Bediüzzaman'ın hareketlerini yakından takip ettiğini gösteren tarihî bağlam içerisinde değerlendirilmelidir. Ancak burada basının veya resmî makamların hadiseye yüklediği anlam ile Bediüzzaman'ın kendi değerlendirmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Basın hadiseleri daha çok siyasî ve idarî çerçevede ele alırken, Bediüzzaman kendi hareketini iman hizmeti çerçevesinde değerlendirmiştir.

Bu ayrım korunmadığında, onun hayatındaki siyasî hadiseler hizmet anlayışının önüne geçirilebilir. Oysa kendi eserleri açısından bakıldığında siyaset, hayatının belirli dönemlerinde temas ettiği bir alan olmakla birlikte, son dönem vazife tarifinin merkezinde hizmet-i imaniye bulunmaktadır.

Son ders: Bir hayatın özeti

Bediüzzaman'ın son dönemindeki en önemli metinlerden biri, külliyatın sunuşuyla vefatından önce verdiği son ders olarak takdim edilen mektuptur. (10)

Mektubun merkezinde siyasî bir programdan ziyade:

İman hizmeti,Müsbet hareket,İhlâs,Uhuvvet,Tesanüd,Asayiş,Şahs-ı mânevî

gibi kavramlar bulunmaktadır. (11)

Bu sebeple söz konusu son ders, yalnızca dönemin siyasî şartlarına verilmiş bir cevap olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda Bediüzzaman'ın kendi hayatından sonra Risale-i Nur hizmetinin hangi esaslar üzerinde devam etmesi gerektiğine dair bir hizmet vasiyeti niteliğinde okunabilir.

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır” sözü bu yaklaşımın özünü ortaya koymaktadır. (12)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, Bediüzzaman'ın kendisini merkeze alan şahsî bir organizasyon kurma arzusundan ziyade, talebelerinin iman hizmetini devam ettirmelerine vurgu yapmasıdır. Aynı mektubun devamında müsbet hareket, asayişin muhafazası ve dahilde kuvvet kullanılmaması üzerinde ısrar etmesi de bu hizmet anlayışını tamamlamaktadır. (13)

11 Ocak 1960: Ankara'dan çevrilme

11 Ocak 1960 tarihli Milliyet nüshası gazete arşivinde kayıtlıdır. (14) Aynı döneme ilişkin biyografik kaynaklarda Bediüzzaman'ın Ankara'ya girişinin engellendiği ve Emirdağ'a dönmesinin istendiği aktarılmaktadır.

Gazete haberleri ile hükümet açıklamasının ifade biçimleri arasında farklılık bulunduğu için, olayın tarihî değerlendirmesinde haber başlığı ile resmî açıklamayı birbirinden ayırmak gerekir.

Daha önemlisi Bediüzzaman'ın kendi tavrıdır.

Kendi mektubunda: “Beni Ankara'dan çevirmelerini de kabul ettiğim gibi, hakkımda bir inâyet-i İlâhiye'ye vesile olmaları cihetiyle Allah'a şükrettim.” demektedir.(15)

Bu........

© Risale Haber