menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmamoğlu’dan bir Gannuşi çıkarma ihtimaline sarılma çaresizliği

91 0
previous day

Türkiye’de dava konusu olmuş konularda hiç yazmamak gibi genel bir prensibim var. Bu prensibi benimsememe neden olan şey yargılanan insanların, haklarında ne kadar ağır suçlamalar varsa da aklanma ihtimalini daha çok seviyor olmamdan. Ayrıca aklanma ihtimaline ket vuracak bir yaklaşımda bulunmak istememem. Ama haklarındaki suçlamalar ayyuka çıkmış insanları da haklarında ortaya dökülen verileri yanlışlayacak daha kesin bir bilgim yoksa, yargılanmadan savunmaya çalışmanın da bir anlamı yok.

Yargılama sürecinde bu temel ilkenin ihlalinin nelere yol açtığı hususunu öğretmek açısından son 30 yılda yaşadıklarımız haddinden fazla dersler verdi. Şahsen bu dersleri alanlardan olmayı tercih ediyorum.

İslam dünyasının yaşayan en güçlü düşünürlerinden Raşid Gannuşi’nin maruz kaldığı darbeyi gündeme getirdiğimde araya girip neden aynı hassasiyeti İmamoğlu için göstermediğimi söyleyenlere sadece gülüp geçiyorum. Gannuşi ile İmamoğlu’nun karşılaştırılması en basit ifadesiyle bir münasebetsizliktir. Ne siyasetteki yolları, ne hayata, insana, devlete bakışları ve yaklaşımları ne de maruz kaldıkları muhakeme konuları ve yargıçlarının birbiriyle alakası yok.

Bu karşılaştırmayı yapan Ahmet Taşgetiren olunca doğrusu gülümsememe tarifi zor bir hüzün de karıştı.

Taşgetiren’nin bunu hiç yapmaması lazımdı. Birbirinden tamamen farklı iki siyasi ve hukuki vakayı aynı kategoriye yerleştirmeye neyin sevk ettiğini düşünmek zorunda kaldım Taşgetiren’in.

Erdoğan’a öfke? İmamoğlu’na bağlılık?

Hiçbir neden Gannuşi gibi bir değeri böyle bir karşılaştırmayla harcamanın vebalini almaya değmez.

Benim yazımda vurguladığım husus, Raşid Gannuşi ve Nahda hareketine yönelik süreçlerin 25 Temmuz 2021’de Cumhurbaşkanı Kays Said’in gerçekleştirdiği anayasal darbenin bir devamı olduğudur. Bu süreçte önce parlamento askıya alınmış, sonra feshedilmiş, anayasa değiştirilmiş, bütün güç tek elde toplanmış ve ardından siyasi rakipler yargı süreçleriyle tasfiye edilmeye başlanmıştır. Burada mesele herhangi bir suç isnadının doğruluğu veya yanlışlığı değil, bütün siyasi alanın sistematik biçimde kapatılmasıdır.

Gannuşi’ye yöneltilen suçlamaların tamamen uydurma olduğunu herkes biliyor. İmamoğlu’na emsali hiçbir suçlama yöneltilmemiş olduğunu biliyoruz. Şükrü Belaid ve Muhammed Brahmi suikastlarına dair iddialar hiçbir zaman somut ve kesin bir hüküm üretememiştir. Bugün bu dosyaların hiçbir delil olmadan açılmasının........

© Yeni Şafak