menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neydik? Ne olduk?

9 0
23.04.2026

Dolmabahçe'de Amerikalıların denize atılması, 18 Temmuz 1968'de Türkiye'ye gelen ABD 6. Filosu'nu protesto eden devrimci gençlerin –68 kuşağı olarak anılmasına neden olan olayın başlangıcıdır- Dolmabahçe' de karaya çıkan Amerikan askerlerini denize dökmesi eylemidir. Anti-emperyalist bir duruşun simgesi olan bu olayda, gençler ABD donanmasını protesto etmiş ve askerlerin karaya çıkışını engellemişlerdir. 

Her ne kadar bazı kaynaklarda Amerikan askerlerinin kendi istekleri ile denize atladıkları yazsa da, canlı şahidi olduğumuz bu olayda devrimci gençlerin "Tam Bağımsız Türkiye" sloganını kullandıkları, öncelikle karaya çıkmamaları konusunda askerleri uyardıkları, buna rağmen karaya çıktıkları, çıkarken amerikan inzibatlarının da bizzat hazır bulunduğu, özellikle bazı bölgelerde görev yapmak üzere hareket ettikleri bilinmektedir. 

Amerikan askerlerinin Beyoğlu'ndaki Çiçek Pasajı'nı, Sakızağacındaki Abanoz sokağını, Kuledibi'ndeki Galata umumhanelerini doldurduklarını, kadınları dolara boğarak açlıklarını giderdikleri, olaylar çıkardıkları yazılı kaynaklarda yer almaz. Ancak Amerikan inzibatlarının bu sokaklarda boy göstermesi, umumhanelerin girişindeki kulübelerde nöbet tutmaları, olay çıkaranları Türk polisinin elinden yetkisi olmadığı gerekçesi ile teslim almaları ve kendi gemilerine sevk etmeleri, kısacası cezasız kalmaları bizler için büyük bir "ar" olarak kabul edilmiştir. 

Coniler, daha sonraki yıllarda karaya sivil kıyafetleri ile çıkarak halkın arasına karışma ve turist gibi gezme alışkanlıklarını sürdürmüşler, inzibatların görevlerini de gizli servis elemanları devralmıştır. Bu günün tartışmalı Tomi'si yıllar sonra o günlerin hesabını sormaktadır.

Ne yazık ki bu eylemler karşılıksız kalmamış, 16 Şubat 1969 da, çoğu Amerikan silahlarından çıkan mermiler ile Taksim meydanında Kanlı Pazar yaşanmış, adeta intikam alınmıştır. Ancak bu olayda fatura sağ kesime çıkarılmıştır. Oysa Amerikan gizli servisi Türkiye'de yükselen bağımsızlık talebi ile ilgili eylemleri bir Komünizm tehlikesi olarak görmüş, bu konularda bilgisiz ve tarafsız halkın etkilenmesi için her türlü olumsuz propagandayı yapmışlardır. 

Amerikan filosunun ziyaretleri her yıl tekrarlanmış ve benzeri olaylar, protestolar yaşanmış, polis dışında askeri birliklerde bu olaylarda tedbir unsuru olarak kullanılmışlardır. Maalesef sonraki yıllarda 1980 askeri müdahalesine kadar geçen süreç programlanmış, sağ ve sol kesim kışkırtılarak olaylar tırmandırılmıştır. 

Bu süreci hepimiz için bir demokrasi sınavı süreci olarak değerlendirebiliriz. Dünün sağcı ve solcu profilinde yer alan gençlerin kullanıldıklarının farkına varması her iki kesimin birbiri ile kucaklaşmasına ve barışmasına, acıları fark etmelerine neden olmuş, pek çoğu iş hayatında birlikte hareket ederek günümüzde geçmişi unutmamakla birlikte ayni acıların yaşanmaması için adeta sözleşmişçesine hareket etmişlerdir. 

Bugün onlar; bu barışçıl ortamda bir zamanlar kendilerini izlemekle yetinen ve boşlukları doldurmak için pusuda bekleyen çıkar odaklarını, onların siyasi dış odaklı planlarını fark edememişlerdir. "Aman siyasete bulaşmayın, başınıza iş açılmasın, düzeniniz bozulmasın" telkinleri bugünkü tek adam düzeninin kurulmasına olanak sağlamıştır.

Şimdi zaman bizden geçti. "Neydik? Ne olduk?" diye düşünmeden edemiyorum. Sadece o yıllarda yaşadığımız onca olayın yarattığı travmanın bugün yaşadıklarımızla karşılaştırıldığında boşa gittiğini görmek üzüntümü arttırıyor. 

Tam bağımsız bir vatan istemek, topraklarının satılmadığı, zeytin ağaçlarının sökülmediği, çiftçinin köylünün emeğinin ucuza kapatılmadığı, insanların adalet ve ticaret sistemine güvendiği, gençlerin iş bulmak için ülkeyi terk etmediği, adasının, yağmurunun geleceğinin çalınmadığı, neydik ne olduk demeyeceğimiz bir ülkede yaşamak istemenin ne kötü yanı olabilir ki?

Neyse ki çaresiz değiliz. 

"Var bir hayalimiz…"

 


© Yeni Mesaj