Tarkan, sen bize ne yaptın?
Hani bazen sırtınıza bir ağrı girer…
İçgüdüsel bir refleksle kendinizi geriye doğru esnetirsiniz.
Omurga yavaş yavaş açılır, nefes genişler, beden “oh be” der.
İşte tam o anı düşünün.
Sonra kulağınıza o tanıdık intro düşer…
Tarkan'ın “Hüp” şarkısının girişi...
Ardından usulca ses yükselmeye başlar:
“Kalpten kalbe bir yol varsa, bu aşktır elbet…”
Ve sırası geldiğinde kalbin en orta yerinde, başka bir kapı açılır:
“Yanarım, sana, emeklerime yanarım…”
Bağıra bağıra...
İşte Tarkan "Ay" şarkısının, o kısmını söylediği anda, ekrandan izlerken bile,kalabalık, bir an sustu, sonra yer yerinden oynadı.
Sanki hepimizin içindeki o uzun zamandır bastırılmış çığlık dışarı fırladı.
Ve o anda hiç kimse sadece şarkı söylemedi.
Meğer içimizdeki o yanışın adı Tarkan’mış...
Ama bireysel bir aşk yanışı değil bu...
Artık ya da...
Yılların birikmiş toplumsal yorgunluğu, gerilimler, yalnızlık hissi...
Sonra bir bakmışız; ilk albümden bir şarkı düşmüş sahneye…
Ardından Şımarık, ardından Kış Güneşi…
Ay’ın o yanma kısmından sonra Şımarık patladığında herkes ayağa kalktı...
Kış Güneşi’nde ise gözyaşları akmaya başladı...
Sanki doksanlardaki o walkman kulaklıkları yeniden kulaklarımıza takıldı, ve o an hepimiz aynı yerden, aynı özlemden vurulduk.
Meğer içimizde biriken serzenişin adı varmış.
Çocukluğumuzun, gençliğimizin pandorası Tarkan’mış.
Hala doksanlarda kendini arayan biz fanilere "Aradığınız bende" dedi Tarkan...
*
Sayende hatırlardık be Tarkan…
Bize ne olduğunu da, neyi kaybettiğimizi de, neyi özlediğimizi de...
*
Siyasetin sert köşeleri, dünyanın o bitmek bilmeyen gürültüsü........
