menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görünmez bir yarışın yorgunları: Kendi zamanında yaşayabilmek

11 0
07.08.2026

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sokağa adım attığınızda, etrafınızdaki insanların yüz ifadelerine hiç dikkatlice baktınız mı? Otobüs duraklarında bekleyenlerin, trafikte sıkışıp kalanların ya da bir çay ocağında dalgınca bardağı çevirenlerin gözlerinde ortak, tanıdık bir gölge var: Yetişilemeyen bir şeylerin endişeli telaşı. Sanki görünmez bir hakem düdüğünü çalmış, herkes aynı anda aynı bitiş çizgisine doğru koşmaya başlamış gibi bir hal içindeyiz. Peki ama biz hangi ara, kimin belirlediği bir kulvarda yarıştığımızı bilmeden bu kadar yorulduk?

Günümüz insanının sırtındaki en ağır yük, şüphesiz ki toplumun kurguladığı o acımasız takvimdir.

Bize daha çocukluktan itibaren kuralları örtülü bir hayat haritası sunuluyor: Yirmili yaşların başında okul bitmeli, yirmi beşinde meslek sahibi olunmalı, otuzuna basmadan evlilik ve düzen kurulmalı, kırkında ise hayatın tüm ekonomik ve sosyal garantileri elde edilmiş olmalı... Birisi oturmuş, insan ömrünü bir fabrika üretim bandı gibi aşamalara bölmüş ve herkesin aynı hızda, aynı kalıptan çıkarak bu aşamaları tamamlamasını beklemiş. Oysa ne parmak izlerimiz aynı bu dünyada ne de ruhumuzun olgunlaşma mevsimleri.

Başkasının hayatına bakıp kendi gecikmişliğimize yanmak, modern çağın en büyük tuzağıdır. Akrabalarımızın, komşularımızın ya da emsallerimizin ulaştığı noktaları birer........

© Yeni Ankara