SİYASETİN YAPISAL KRİZİ
İdeolojilerin İflası, Skandallar ve Güven Erozyonu
Türk siyaset tarihi; yüksek gerilim hatlarının, ani kırılmaların, bitmek bilmeyen çalkantıların ve her dönem kabuk değiştiren skandalların tarihidir. Dünden bugüne köprü kurduğumuzda, geçmişin o büyük ideolojik kavgalarının, memleket meselelerine dair derin teorik tartışmaların yerini; bugün ne yazık ki kişisel hırsların, finansal operasyonların ve dijital dezenformasyon savaşlarının aldığı bir fetret devrine şahitlik ediyoruz. Siyaset kurumu, topluma bir gelecek projeksiyonu sunma işlevini kaybettikçe yapısal bir krize sürüklenmekte ve bu krizin faturası doğrudan toplumsal ahlaka kesilmektedir.
Geçmişte siyasi çalkantılar, belirli bir fikri zemine, dünya görüşlerinin çarpışmasına ya da ülkenin makro çıkarlarına dair vizyon ayrılıklarına dayanırdı. İbn Haldun’un toplumsal çözülmeleri başlatan en tehlikeli unsur olarak gördüğü "liyakat tasfiyesi ve asabiyet bağlarının bencil hırslarla çözülmesi" ilkesi, bugün siyasi aktörlerin eliyle adeta kurumsallaştırılmıştır. Siyaset, bir hizmet yarışı olmaktan çıkarılıp, gücü elinde tutanın karşı tarafa diz çöktürmeye çalıştığı amansız bir arena haline gelmiştir. Bu arenada her sarsıntı, her skandal dalgası, toplumu bir arada tutan o görünmez adalet ve güven sözleşmesini kökünden sarsmaktadır.
Bu yapısal kriz ve çalkantılar silsilesi, sadece kahvehane sohbetlerinin veya ekran yorumcularının bir tezi değildir; ortada toplumun ruhunu ve akli melekelerini ipotek altına alan çok net istatistiki veriler vardır. Uluslararası bağımsız araştırma kurumlarının ve kamuoyu endekslerinin son yıllara ait küresel verileri, Türkiye’de seçmen kitlelerinin kurumsal siyasete ve siyasi partilere olan güven endeksinin tarihi bir gerilemeyle........
