MUTFAĞA VE TARLAYA SIZAN KARTEL
Emekli ve asgari ücretlinin fahiş fiyat sarmalındaki yaşam mücadelesi
Bu ağır ekonomik şartlarda seçime giden Türkiye gerçeği...
Küresel piyasalarda Brent petrolün varil fiyatının yüz dolar sınırını aştığı, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı gibi jeopolitik kilit noktalarında nakliye hatlarının tıkandığı bir tedarik krizi çağında, Türkiye enflasyonist baskıyı en derinden hisseden ülkelerin başında gelmektedir. Bu ağır ekonomik şartlarda seçime giden Türkiye gerçeği, siyasetin kısır adaylık tartışmalarından çok daha can yakıcı bir meydan okumayla, mutfaktaki yangınla yüzleşmektedir. Bugün sokaktaki asıl büyük mücadele, büyük şehirlerin kira baskısı altında ezilen emeklilerimiz ile geçim sınırını her ay yeniden tanımlamak zorunda kalan asgari ücretlilerimizin fahiş fiyat sarmalındaki yaşam mücadelesidir. Halk sandığa doğru ilerlerken, kâğıt üzerindeki makroekonomik grafiklerin başarısı ile mutfak tezgahındaki realitenin uyuşmaması, ülkenin toplumsal barışı ve geleceği adına en kritik virajı oluşturmaktadır. Nitekim Ankara kulislerinden sızan, en düşük emekli maaşları ve asgari ücretliler için standart enflasyon oranlarının üzerinde, tek seferlik güçlü bir alım gücü destek paketi ve seyyanen artış çalışmalarının başlaması, sokağın haklı feryadının geç de olsa Ankara koridorlarında karşılık bulmaya başladığının en somut işaretidir. Peki, bu geç gelen adımlar sokağın güvenini yeniden kazanmaya yetecek mi; yoksa makroekonomik başarılar, sandığa giden seçmenin reel öfkesi karşısında eriyecek mi?
İktidar cephesi açısından bakıldığında, savunma sanayisinde yerlilik oranını yüzde seksen beşin üzerine çıkaran Çelik Kubbe, MMU KAAN ve ANKA-3 gibi tarihî başarılar ile dış politikadaki Mavi Vatan kararlılığı yadsınamaz birer millî gurur vesilesidir. Finansal mimaride uluslararası gri listeden çıkılması ve Merkez Bankası rezervlerinin tahkim edilmesi de rasyonel adımların kazanımlarıdır. Ancak bu makroekonomik başarıların gölgesinde bırakılan en büyük eksiklik, kazanımların sokağa hakkaniyetli bir refah payı olarak yansıtılamamasıdır. Geçmiş dönemde hayata geçirilen kontrolsüz likidite genişlemeleri ve kredi politikalarında yapılan yapısal hatalar, bugün dar gelirliye ödetilen kemer sıkma faturalarının zeminini hazırlamıştır. İktidarın acilen yapması gereken hamle, faiz ve kur sarmalının ötesine geçerek emektarın, asgari ücretlinin ve üreticinin alım gücünü doğrudan koruyacak yapısal vergi reformlarını ve gelir adaletini devreye........
