menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’da bir hata yeter, Türkiye’de bin iddia yetmez

21 0
18.03.2026

Avrupa’da güven gidince koltuk gider, Türkiye’de ise belki birkaç günlüğüne gündem değişir.

O kadar…

Dün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik taşınmaz mallarla ilgili 452 Milyon TL’yi bulan servet iddiaları bana bunları düşündürdü.

Bir hâkim veya savcının elde ettiği gelirle bu servet mümkün mü?

Ben bir hukukçu çocuğuyum. Babamın hâkim ve savcı olduğu dönemlerde bir ev almamız dahi mümkün olmadı. Hep kirada oturduk.

Peki Özel’in belgeleriyle sunduğu bu skandal yine mi unutulacak, yine mi üstü örtülecek?

Bu ve buna benzer skandallarla ilgili Avrupa’da benzer örnekler geldi aklıma.

Yıllarca yaşadığım Avrupa’daki uygulamalara bakacak olursak;

-Avrupa’da hesap verilir, Türkiye’de hesap sorulmaz.

-Avrupa’da koltuk geçici, Türkiye’de skandal bile kalıcı değil.

-Avrupa’da istifa erdemdir, Türkiye’de istisna bile değildir.

Bu kadar mı?

Evet… Fark bu kadar! Siyahla beyaz gibi…

Toplum baskısı ve siyasi kültür farkı

Örneklerini tabii ki vereceğim. Ama önce bu farkın nedenlerini açıklamaya, bu zihniyet uçurumunu anlatmaya çalışayım.

Avrupa’da bir kredi kartı harcaması bile kariyer bitirebilirken, Türkiye’de milyonluk iddialar çoğu zaman siyasi sonuç doğurmuyor. Baktığımızda, bu farkın sadece hukukla değil, siyasi kültürle ilgili olduğunu görürüz.  

Siyaset ve bürokrasi, kamu güveni üzerine kurulu iki temel sütundur. Bu güven zedelendiğinde sistemin refleksi, o ülkenin demokrasi kalitesini de ortaya koyar.

Avrupa’da son yıllarda yaşanan yolsuzluk, etik ihlal ve usulsüzlük skandalları incelendiğinde, dikkat çeken en önemli unsurun yalnızca olayların kendisi olmadığını, halkın verdiği olağanüstü tepkiyi de görmek mümkün. Aynı türden skandallar Türkiye’de de yaşanıyor ama sonuçların farklı olduğunu görüyoruz. Bu fark, hukuki sistemden ziyade siyasi kültür ve hesap verebilirlik anlayışıyla açıklanabilir.

Avrupa’da “etik sorumluluk” çıtası neden düşük toleranslı?

Avrupa’daki örneklerde yalnızca açık yolsuzluk ya da rüşvet değil, etik sınır ihlalleri bile istifa için yeterli olabiliyor. Bir bakanın akademik intihal yapması, bir başbakanın kriz yönetiminde güven kaybı yaşaması ya da bir bürokratın kamu imkânlarını kişisel amaçla kullanması, rüşvet yemesi ve haksın kazanç ve mal edinmesi doğrudan görevden ayrılmayla, hatta yargılanmayla sonuçlanabiliyor.

Burada belirleyici olan, hukuki suçun kanıtlanmasından önce “kamu güveninin zedelenmesi” kriteri…

Siyasi aktörler ve bürokratlar, görevlerini sürdürmenin meşruiyetini sadece yasal zeminde değil, toplumsal algıda arıyor. Aramak zorunda kalıyor. İnsan içine çıkamayacak hale geliyor ve bu nedenle istifa çoğu zaman bir zorunluluk değil, sistemin doğal refleksi oluyor.

Türkiye’de durum: Hukuki süreç var, siyasi sonuç sınırlı

Türkiye’de ise benzer iddialar çoğu zaman farklı bir seyir izliyor. Yolsuzluk, usulsüzlük veya kamu kaynaklarının kötüye kullanımı gibi iddialar gündeme geldiğinde süreç genellikle hukuki tartışmaya indirgeniyor. Ancak bu süreçlerin büyük bölümü ya sonuçsuz kalıyor ya da siyasi sorumluluk doğurmuyor. Ya da muhalefet mensubuna farklı, iktidar mensubuna farklı icraat uygulanıyor.

Bu noktada kritik fark, “etik sorumluluk” kavramının kurumsallaşmamış olması. Türkiye’de bir siyasetçinin istifası genellikle yargı kararıyla değil, siyasi yapıyla şekilleniyor. Yani mesele, iddianın ağırlığından çok siyasi dengelerle ilgili…

Bürokrasi: Avrupa’da hesap veren, Türkiye’de korunan yapı

Avrupa’da bürokratlar da siyasetçiler kadar sıkı bir denetim altında. Bir polis şefinin suç örgütüyle bağlantısı ortaya çıktığında ya da bir yargıç veya savcının hatta kamu görevlisinin zimmetine para geçirdiği anlaşıldığında, süreç hızla işliyor ve görevden alma kaçınılmaz oluyor. Hatta yargılanıyor.

Türkiye’de ise bürokrasi çoğu zaman siyasi iktidarın uzantısı olarak görülüyor. Bu durum, bürokratların hesap verebilirliğini zayıflatıyor veya imkânsız kılıyor. Görevden almalar olsa bile bunun çoğu zaman skandalın kendisinden değil, siyasi ihtiyaçlardan kaynaklandığını görüyoruz.

Medya ve kamuoyu baskısı farkı

Avrupa’daki hızlı istifaların arkasında güçlü bir medya ve etkili kamuoyu baskısı var. Skandalların üzerinin örtülmesi zor; çünkü bağımsız medya ve sivil toplum süreci sürekli canlı tutuyor.

Türkiye’de ise medya yapısının dönüşümü, bu baskının zayıflamasına neden oluyor. Skandallar çoğu zaman kısa süreli gündem oluyor ve kalıcı bir siyasi sonuç üretmeden sönüp gidiyor.

İki farklı siyasi kültür

Avrupa ile Türkiye arasındaki temel fark, yasaların varlığından çok, o yasaların nasıl uygulandığı ve siyasi kültürün nasıl şekillendiğiyle ilgili. Avrupa’da istifa bir “kriz yönetimi aracı” iken, Türkiye’de çoğu zaman “son çare” bile görülmüyor. Hesap verebilirlik kültürü güçlenmeden, skandalların sonuç üretmesi mümkün değil.

Avrupa’da bir hata kariyeri bitirirken, Türkiye’de binlerce iddia bile çoğu zaman sadece tartışma konusu oluyor.

Peki, bu sessizlik ne kadar sürecek? Kamu güvenini hiçe sayan bir sistem, kendi çürümüşlüğünü ne zaman fark edecek? Bir ülkede “bir hata yeterken”, diğerinde kaç skandalın üstü örtülecek? Toplumun demokrasi refleksi ve sorumluluk ölçüsü ne zaman yükselecek?

Avrupa’dan Çarpıcı 10 Skandal

Avrupa’da siyasi ve bürokratik sistemin nasıl işlediğini somut biçimde görmek için son yıllarda yaşanan bazı dikkat çekici vakalara bakmak yeterli. Farklı ülkelerden bu örnekler, etik ihlalden büyük yolsuzluklara kadar uzanan geniş bir yelpazede, sistemin nasıl hızlı refleks verdiğini ortaya koyuyor. Bir çırpıda aklıma gelenler:

Sebastian Kurz (Avusturya Başbakanı) – Kamu kaynaklarıyla manipülatif medya ve anket iddiaları sonrası 2021’de istifa etti.

François Fillon (Fransa Başbakanı) – Eşine hayali iş üzerinden maaş bağladığı ortaya çıktı; mahkûmiyet aldı ve siyasi kariyeri bitti.

Karl-Theodor zu Guttenberg (Almanya Savunma Bakanı) – Doktora tezinde intihal tespit edilince 2011’de istifa etti.

Boris Johnson (İngiltere Başbakanı) – Pandemi kısıtlamalarını ihlal eden “Partygate” skandalı sonrası 2022’de görevini bıraktı.

Cristina Cifuentes (İspanya, Madrid Bölge Başkanı) – Sahte diploma ve hırsızlık görüntüleri sonrası istifa etti.

Petr Nečas (Çekya Başbakanı) – Yolsuzluk ve istihbaratın kötüye kullanılması skandalı sonrası 2013’te istifa etti.

Hans-Georg Maassen (Almanya iç istihbarat başkanı) – Tartışmalı açıklamaları sonrası görevden alındı.

Alexandre Benalla (Fransa, Cumhurbaşkanlığı görevlisi) – Polis kılığıyla şiddet uygularken görüntülenince görevden alındı ve yargılandı.

Britta Nielsen (Danimarka bürokratı) – Kamu fonlarından büyük çaplı zimmet nedeniyle hapis cezası aldı.

Jari Aarnio (Finlandiya narkotik polisi şefi) – Uyuşturucu kaçakçılığına karıştığı için uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı.

Sadece bu birkaç örnek, Avrupa’da yalnızca büyük yolsuzlukların değil, etik ihlallerin bile ciddi sonuçlar doğurduğunu ve kamu görevinde güven kaybının hızla yaptırıma dönüştüğünü açıkça gösteriyor.


© T24