menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahte dokuzdan hakiki gollere: Bizim Çocuklar ‘’kupa’’ya hazır

14 0
previous day

Miami sıcağında, sadece nemin değil, futbolun da geniz yaktığı bir gecede bir garip maç oynandı. Garip, çünkü tribünleri dolduran coşkuya tezat oluşturan bir kader ortaklığı vardı sahada. Bu iki ülkenin hikayesi yeşil sahalardan ziyade, ekonomi tarihinin o kasvetli sayfalarında yazılıdır aslında. Venezuela ve Türkiye; dünya enflasyon liginin, kürsüyü kimseye bırakmayan iki kıdemli kulübü... Bolivar da, Türk Lirası da değer yitirme sanatında o kadar mahir, o kadar usta ki; bu acımasız yarışta rekor kırmak için ekstra bir çaba harcamalarına bile gerek kalmıyor. Haliyle, santra öncesi bahis baronlarının açtığı "karşılıklı gol olur" seçeneğinin yanına, gayriihtiyari "enflasyonda da karşılıklı yükseliş olur" maddesini eklemek işten bile değildi.

Ama işte tam bu noktada, sosyolojik olarak incelenmesi gereken muazzam bir paradoks dikkate çarpıyor. Türkiye'nin parası her sabah güneş doğarken ceplerde biraz daha hafiflerken, futbolunun gövde gösterisi her geçen yıl kıtalararası bir ağırlık kazanıyor. Lira eriyor; fakat Arda kazanıyor, Kenan parlıyor, Hakan Avrupa’nın elit merkezlerinden oyunu bir maestro gibi yönetiyor. İnsan düşünmeden edemiyor: Sanki bu milli takım, bizim günlük hayatın dehlizlerinde kaybettiğimiz her bir kuruşu, yeşil sahanın o büyülü dikdörtgeninde fitil fitil geri almaya yemin etmiş bir adalet savaşçısı gibi.

Milli Takım patronu Vincenzo Montella, bugüne dek üzerine titrediği, ezberlettiği o "dokuz numarasız" ya da popüler tabirle "sahte 9’lu" oyun şablonlarına radikal bir format atmaya karar vermiş gibiydi. Venezuela karşısına Deniz Gül tercihiyle çıkarak, uzun süredir hasret kaldığımızı fark ettiğimiz sabit, referans noktası olabilen bir santrforla oyuna başladık. Bu, İtalyan hocanın kendi ezberini bozma sancısının ilk somut adımıydı.

Montella, bizi buraya, yani Dünya Kupası podyumuna getirene dek her maçın senaryosuna göre ayrı bir oyun elbisesi dikmeyi benimsemiş pragmatist bir terzi gibi davrandı. Hatırlayalım; Romanya ve Kosova Play-Off maçlarında hiçbirimizin panosunda yazmayan, beklemediğimiz pragmatik oyunlar izletti bize. Topa sahip olmaktan ziyade oyunu tutan, tabelayı bulan ve tek golle amaca, yani mutlak hedefe ulaşan soğukkanlı bir Milli Takım izledik o virajlarda.

Sadece ben değil, ülkedeki tüm yorumcular bu santrforsuz, sahte 9’lu varyasyonları fütursuzca eleştirdik; burası bir gerçek. Ancak sezarın hakkını sezara teslim........

© T24