Halide Hanım’ın “Ups and Downs”ları
Siyasi düşüncenin, kültür yaşamı ve entelektüelizmin toplumsal tarihini temsil eden şahsiyetlerin tuhaflıkları, tutarsızlıkları, huysuzluk ve mizaç bozukluğu, kimi zaman lüzumlu olan gel git akılları say say bitmez.
Kültür dünyasında ve siyasal düşünce tarihinde bir fırtına gibi esip sağanak misali yağmurlarını indirirler.
Mahallede ev gezmesine çıkmış vurdum duymaz annenin yanında misafirliğe götürülen toraman çocuk gibi, gelir, ortalığı dağıtır, bir iki vazo kırar, üstüne başına döktüğü bir yana, evin nadide Isparta halısını pasta lekesiyle batırır, ellerini tül perdeye siler, sonra evin kedisinin kuyruğunu çeker, tırmık yer, ağlar, ardından birden uslanmış gibi paşa çocuk olur ki, bir güzel Paşa çayını da içip evine döner.
Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemleri ardından Türkiye'deki çok partili siyasal yaşamımızda bu tanımlara uyan pek çok isim var.
Türk romancılığının, bana sorsanız, yere göğe konulmaz nadir ismi Refik Halit Karay biraz böyleydi.
Cıva gibiydi rahmetli, bağlasan yerinde durmaz, o muhteşem edebiyatına bulaşmış mizahı ve hicviyle, boksör Muhammet Ali'nin sözlerine benzetirsek, ¨arı gibi sokar, icap edince kelebek gibi uçardı.¨
Bu yönüyle, ben Refik Halit'i, biraz Divan şairi Nef'i 'ye benzetir dururum; talihsiz sonu, eceli farklı olsa da...
Nef'i, IV.Murad'ın gözde divan şairi olmaklığına rağmen, Sadrazam Bayram Paşa'yı deli ettiği için sarayın odunluğunda kement ile boğdurulup cesedi bir çuval içinde Marmara'nın ortasına fırlatılmıştı; izi bulunmadı.
Böyle deli fişek olmak kolay değildir, bedel ödetirler ama entelektüel itirazcılar huzursuz insanlardır, yine de uslu durmazlar.
ABD'nin 28.Başkanı Woodrow Wilson'un adıyla anılan 14 maddelik Wilson Prensipleri İngiliz'in koltuğunu almaya hazır Amerika'yı dünyada popüler hale getiriyordu; kurtarıcı, kollayıcı ve kalkındıran bir ülkeydi. Amerika'nın kolu kanadı altına girmeye American Mandate deniyordu, meraklısı çoktu.
Wilson Prensipleri Cemiyeti, dağılmış, neredeyse perperişan kalmış Osmanlı ülkesini Amerikan Mandası derleyip toparlasın inancıyla Konstantaniyye'de 4 Aralık 1918'de kuruldu; Vakit gazetesi binasının üst katındaki Matbuat Cemiyeti lokalini işgal ediyordu.
Osmanlı entelektüeli Halide Edib Hanım girişimin başını çekiyordu. Üsküdar Amerikan Kolejinden lisans derecesiyle mezundu, haliyle mükemmel İngilizcesiyle dikkat ve başı çeken kişi oldu.
Cumhuriyet gazetesi kurucusu Yunus Nadi, efsanevi gazetecilerden Ahmet Emin Yalman, Celal Nuri, Necmeddin Sadık, Ali Kemal ve Refik Halit'le birlikte kurdukları cemiyet hepi topu iki ay kadar dayanabildi fırtınaya. Gemisi çabuk karaya oturdu; ilk kasırga Mustafa Kemal'in topladığı Sivas Kongresinden geldi. ¨Ya istiklal, ya ölüm!¨ diyordu kongre üyeleri, mandayı, bir devletin himayesine girmeyi kabullenmiyordu; cemiyetin tabelasının çivileri eğreti çakılmış olmalı, çabuk söküldü yerinden.
Biz şimdi Halide Hanım'ın peşine takılalım. Osmanlı'nın, can çekişen ruhuna üfleyerek bütün varlığını bir Cumhuriyete aktarıp, orada yeniden nefeslenmesi zamanlarından başlayarak 1964'de hayatını kaybettiği yıla kadar, neredeyse bir erken Cumhuriyet tarihi Halide Hanım'ın takibiyle okunabilir.
Siyasi tarih ve siyasal biyografi çalışmalarına ait doktorasıyla bilinen araştırmacı yazar Mehtap Tanar'ın, Beyoğlu Kitabevi tarafından basılan eserinde Halide Hanım'ın ayak izlerini sürüyoruz.
Kitabın basımı 2026, henüz mürekkebi üzerinde; mürekkebin dağılmamasına göz kulak olan editör Kaya İmrag, yayın yönetmeni Hikmet Akyüz. Bu isimleri anıyorum, zira çok tertipli bir çalışmanın ortaya çıkmasında emekleri yadsınamaz ama tül perde ardında kalmış görünmeyen isimlerdir. Kaynakçasıyla beraber 455 sayfayı bulan titiz bir çalışmanın ışığında, handiyse kusursuz imla ve düzgün yazımla elimizde olan kitabın başlığı da okuru davet edicidir:
¨Dört Devir, Bir Kadın: Halide Edib Adıvar'ın........© T24
