menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dönüşümün yönüne karar verme noktasındaki Türkiye

36 0
25.02.2025

Diğer

Konuk Yazar

25 Şubat 2025

İnsanoğlu, tarihi boyunca pek çok liderle tanıştı. Hepsinin zamanları, coğrafyaları ve halkları üzerinde -neredeyse birbirine hiç benzemeyen- etkilerinin olduğunu deneyimledi. Ancak unutulmaması gereken temel gerçek, o liderlerin ortaya çıkmasını sağlayanın da zaman, coğrafya ve halklar sihirli üçlüsü olduğudur.

Dünya tarihine göz attığımızda, bizim coğrafyamızın ve hatta binlerce yıllık devlet kurma ve yönetme pratiğimizin, liderler ile aynı kaderi paylaşma ve aynı kaderi yaratma şansımızın pek çok topluma göre daha fazla olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.

Hele ki yakın tarihimizde eşsiz liderlik özellikleri gösteren Mustafa Kemal Atatürk ile küllerinden doğmak, insanlarımız için müthiş bir deneyim olmuştur. Ancak siyasal sistemleri kuran, örgütleyen ve yöneten liderlerin; mucizevi kişilik özellikleri göstererek büyük kaderler yazmaları ve bu yazgının halklar üzerinde sonsuz bir etkisi olduğunu varsaymak da çok doğru değildir.

Bugün Türkiye, dönüşüm yolculuğunda son derece önemli bir kavşakta durmakta ve halkımızın bu ülkenin geleceği için bir karar vermesi gerekmektedir. Konu çok açıktır. Yaygınlaştırılmış, derinlikli bir demokrasi mi, yoksa diktaya evrilen otoriter bir rejim mi?

Bugün Türkiye’de amaçlanan siyasal dönüşümün altında yatan liderlik tarzı ve liderin halkı için yaptığı tercih, bizi diktaya evrilen ikinci yol ayrımına getiriyor.

İran asıllı Profesör Fathali Moghaddam, bu yolu tanımlamak için ‘’ Sıçrama Tahtası Modelini’’ kullanır. Bu modelde;

1. Öncelikle halkın diktatörü desteklemesi için; ülkeye yönelik bir tehdidin dillendirilmesi ya da var olan tehdidin abartılması ile ilgili faktörler yaygın olarak kullanılır ve topluma kabullendirilir.

2. Bununla da yetinilmez, ayrıca, toplumun karşı karşıya olduğu güncel sorunların çözümünde diktatörü yüceltmeye yol açan şartlar oluşturulur.

Bu iki koşul yaratıldığında fırsatçı lider, kendisini diktatörlüğe taşıyacak olan sıçrama tahtasını kurmuş ve bir diktatörlüğün doğuş sürecini başlatmış olur.

Türkiye’deki sürecin (özellikle de 20 Temmuz 2016’dan sonra) nasıl geliştiğini ve nerelere evrildiğini artık bu ülkenin seçkinleri görmek zorundadırlar.

Tüm diktatörlüklerin özünü oluşturan ana davranışlar, kayıtsız şartsız “itaat ve iltifat”tır. Bu bağlamda yönettikleri devletin de işlevini bu doğrultuda........

© T24