menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biliyor musunuz, Türkiye'nin bir de mayın sorunu var!

20 0
previous day

Evet öyle.
Türkiye'nin bir de mayın sorunu
olduğunu yeni öğrendim.
Bunca yıl Güneydoğu'da, Kürt illerinde
ayak basmadığım yer kalmadı,
yazılar kitaplar yazdım,
ama "mayın sorunu"nun farkına
ancak iki gün önce
Özyeğin Üniversitesi'nde vardım.
Panel, Dünya Mayınlarla Mücadele Günü
vesilesiyle Diplomasi Kulübü
ve BRİDGE programı tarafından
düzenlenmişti. Panelin açılışını
Prof. Deniz Şenol Sert yaptı.
Panelistler Nurcan Baysal,
mayın meselesine ilişkin sahada çalışan
DUY-DER Derneği'nin kurucusu
Özlem Öztürk ve 2000 yılında Şırnak’ın
Balveren köyünde bir mayına basarak X
mayın mağduru olan Sinem Paksoy
kendi deneyimlerini paylaştılar.
Beş çocuk anası Sinem Paksoy'un
anlattıkları ve köyünde yaşadıkları
içimi acıttı: 

“2000 yılında 10 kadın
hep yaptığımız gibi hayvanlarımız için
ot toplamaya gittik,
köyümüzün bir kilometre ilerisindeydik.
O sırada mayına basmışım.
17 yaşındaydım.

Nurcan Baysal, Sinem Paksoy, HC

Herkes kaçışınca ben de kaçmak istedim.
Baktım ki bacağım yok.
Saatler sonra ambulans geldi.
O arada kan kaybından ölüyormuşum,
zor kurtarmışlar.
Onlarca ameliyat oldum.
Mayın mağdurları için
bir destek mekanizması maalesef yok.
Protez almamız bile çok zor, çok pahalı.
Tamamen sahipsiziz.”

Daha sonra gazeteci meslektaşım
Nurcan Baysal’ın geçen hafta
Doğan Yayınevi'nden çıkan,
mayın mağdurlarının hikâyelerine odaklanan
GERİDE KALANLAR
Türkiye’nin Gömülü Sorunu
ve Mayın Mağdurlarının
Hikâyeleri” isimli kitabından
mağdurların deneyimleri paylaşıldı.
Kitapta Türkiye’nin mayın sorunu
ve yapılması gerekenler anlatılıyor.

Kara Mayınları İzleme Örgütü’nün raporuna göre
Türkiye dünyada sınırları içerisinde
100 kilometrekareden fazla
mayınlı alana sahip 10 ülkeden biri.
Diğer ülkeler arasında
Afganistan, Angola, Irak ve Yemen de yer alıyor.
OECD ülkeleri içindeyse Türkiye toprağa gömülü
mayın sayısıyla  birinci sırada geliyor.
Türkiye topraklarında
1 milyona yakın mayın gömülü.
Peki, neden bu kadar yüksek?
Türkiye’de büyük mayınlama hamlesi
1950’lerde, Türkiye NATO’ya
girdikten sonra oldu.
Yıllar içinde İran, Irak, Ermenistan
sınır bölgeleri de mayınlandı. 
1980 sonrası PKK ile çatışmaların
artmasıyla birlikte,
Türkiye sınır hatlarının yanı sıra
iç bölgelerdeki karakol ve üs
bölgelerine de mayın döşemeye başladı. 
1990’larda bunlara ek olarak
boşaltılan köylerin etrafına da köylülerin
geri dönmesini engellemek için
mayın döşendi.  
Türkiye’de mayından kaynaklı ölüm
ve yaralanmaların çoğu
sınır hattına döşenen mayınlardan değil,
1980’ler sonrası PKK ile
savaş gerekçesiyle sınırın iç taraflarında,
karakol, üs ve köylerin etrafına döşenen
mayınlardan kaynaklanıyor.

Burada şunu da belirtmek lazım;
devletin yanı sıra PKK de
mayın kullandı.

Zamanla mayın sorunu Kürt sorununun
bir parçası haline geldi,
mayın mağduru olmak Kürtlükle özdeşleşti.  
90’larla birlikte özellikle
bölgenin kırsal alanlarında,
köylerde, meralarda
sık sık mayın patlamaları yaşandı.
İnsanlar meralara çıkamaz hale geldi.
Hayvancılık etkilendi,
insanlar köylerine giremedi.
Mayınlar büyük bir insani dramı da
beraberinde getirdi.
2000’li yılların başından itibaren
Türkiye’nin mayın haritasının
kayıp olduğu gündeme geldi.
2011 yılında ise eski Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Işık Koşaner'e ait
medyaya düşen  bir ses kaydı vahameti
tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu: 

"Huduttakinin bile işareti yoktur.
Adam gidiyor basıyor, haberimiz yoktu.
Bunları kim döşemiş; biz.
Şimdi ben desem ki yetkililere
'Yahu bizimkiler mayın döşemişlerdi,
10 sene evvel 20 sene evvel,
başı boş bırakıp gitmişler,
ne derler?',
'Döşerken aklınız nerdeydi' derler.
Maalesef yine döşeyen biziz."

(Daha detaylı bilgi için ;
Hasan Cemal, “Barışa Emanet Olun”,
s. 320, Everest Yayınları, İstanbul, 2011.)

Bu satırlar benim.
Ama ben bu gerçeği panelde öğrendim,
tamamen unutmuşum.
Ne yazık ki öyle.
Böylesine ciddi bir meseleyle ilgili  
yasal bir altyapı ülkemizde yok.
Mağdurlar kopan uzuvlarıyla,
çok zor bir yaşamda
tamamen sahipsiz kalıyorlar.
Patlamalar sonucu ölenlerin
çoğunluğu çocuklar. Çünkü çocuklar
bu cisimleri oyuncak sanarak,
merak ederek dokunuyorlar.
Mayın mağdurları için
özel bir destek olmadığı gibi,
proteze ulaşmaları da
başlı başına bir sıkıntı.
Artan enflasyonla birlikte
protez fiyatları korkunç bir noktaya geldi.
SGK’nın verdiği destek protez maliyetinin
ancak onda birini karşılıyor.
Mayınlar barışı tanımayan silahlardır.
Mayınlar temizlenmedikçe
insanlar ölmeye devam eder.
O nedenle bugün "çözüm süreci"yle
birlikte mayınların temizliğinin
gündeme gelmesi gerekiyor.
Türkiye’de mayın mağdurlarının sesini
hak örgütleri dahil bölgede çalışan
birkaç gönüllü insan dışında
kimse duymuyor.
Korkunç bir yaşam hakkı ihlali
hiç yokmuşçasına hayat devam ediyor.
1 milyona yakın mayının döşeli
olduğu topraklarda yaşıyoruz.
Ama böylesi hayati bir konu 
hiçbir siyasi partinin gündeminde
yer almıyor.
Yazıktır!
Türkiye’de bir mayın sorunu vardır!
Ve çok yakıcı bir sorundur!
Bugün bile sayısını bilmediğimiz
binlerce mayın mağduru uzakta bir yerde,
bir köyde, bir mezrada, bir kentte,
bir kampta herhangi bir destek
olmaksızın yaşama tutunmaya çalışıyor.
Nurcan Baysal'ın sesine kulak verin: 

"Bugün Türkiye topraklarında
halen 1 milyona yakın mayın bulunuyor.
Binlerce çocuk, kadın, ana, baba, evlat,
bahçelerinin, köylerinin dibinde,
okul yolunda, tarlalarında
mayınların varlığını bilmeden yaşıyorlar.
Türkiye’de mayın sorunu
verimli toprakların kullanılamaması,
kaçakçılık gibi konularla gündeme gelmekte,
mayın ve çatışma atıklarının
sivillerin en temel insan hakkı olan
yaşam hakkını elinden aldığı
görmezden gelinmektedir.
Mayın bir güvenlik sorunu değil,
insan hakları sorunudur.


© T24