menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mehmet Doğan: 21. yüzyılın en stratejik varlığı “enerji ile verinin birleşiminden oluşan ekosistem”dir

15 0
latest

Rusya'nın St. Petersburg kentinde düzenlenen Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) 2026, bu yıl yalnızca enerji piyasalarının değil, yapay zekâ çağının şekillendireceği yeni ekonomik düzenin de tartışıldığı bir platforma dönüştü. Forum boyunca petrol ve doğal gaz kadar nadir toprak elementleri, kritik mineraller, veri merkezleri, yapay zekâ altyapıları, elektrik şebekeleri ve siber güvenlik konuları öne çıktı. Uzmanlara göre forumun verdiği en önemli mesaj ise oldukça net: Geleceğin güç mücadelesi artık sadece enerji kaynakları için değil, enerji, veri ve kritik minerallerden oluşan yeni bir ekosistem için verilecek.

Foruma Türkiye'den katılan az sayıdaki kişilerden birisi olan enerji uzmanı Mehmet Doğan'a göre Rusya-Ukrayna savaşı ve Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler, enerji güvenliğinin artık yalnızca petrol veya doğal gaz kaynaklarına erişimden ibaret olmadığını gösterdi. Enerji güvenliği bugün güzergâh güvenliği, kritik ekipmanlara erişim, elektrik şebekeleri ve hatta siber güvenlik boyutlarını da içeriyor.

Özellikle yapay zekâ veri merkezlerinin yarattığı devasa elektrik talebi, enerji güvenliğine yeni bir anlam kazandırıyor. Birçok ülkede veri merkezleri için elektrik bağlantı süreleri yıllar sonrasına uzarken, büyük teknoloji şirketleri kendi enerji üretimlerini planlamaya başlıyor. Ancak bu kez de transformatör, gaz türbini ve yüksek gerilim ekipmanlarında yeni darboğazlar ortaya çıkıyor.

Mehmet Doğan sorularımızı şu şekilde cevapladı:

- Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'ya enerji güvenliğinin önemini gösterdi. Üstüne Hürmüz dengeleri sarstı. Yapay zekâ çağında enerji güvenliği kavramı sizce nasıl değişiyor?

Enerji güvenliği kavramı geçmişte büyük ölçüde enerji kaynaklarına erişim ile ilişkilendiriliyordu. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları döneminde mesele çoğunlukla petrol, kömür veya doğal gaz kaynaklarını kontrol edebilmekten ibaretti. Ancak zaman içerisinde enerji güvenliği çok daha geniş bir kavrama dönüştü. Bugün artık yalnızca kaynak güvenliğinden değil; güzergâh güvenliğinden, ekipman ve altyapı güvenliğinden, hatta dijital ve siber güvenlikten de söz ediyoruz.

Bu açıdan bakıldığında Rusya-Ukrayna savaşı ile Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler enerji güvenliğinin yalnızca kaynak meselesi olmadığını, aynı zamanda bir güzergâh ve lojistik meselesi olduğunu da ortaya koydu.

Yapay zekâ çağında ise enerji güvenliği yeni bir boyut kazandı. Özellikle veri merkezlerinin hızla artan elektrik talebi nedeniyle birçok bölgede şebeke bağlantı süreleri olağanüstü uzadı. Bazı ülkelerde yeni veri merkezleri için bağlantı tarihleri 2030’lu yılların ortalarına kadar sarkabiliyor. Bu nedenle büyük teknoloji şirketleri kendi elektriklerini üretme yoluna gitmeye başladılar.

Ancak bu kez de gaz türbinleri, transformatörler ve diğer kritik enerji ekipmanlarında ciddi teslim süresi sorunları ortaya çıktı. Yapay zekâ yatırımlarına olan talep öylesine büyüdü ki, bir anlamda birleşik kaplar prensibi gibi şebeke bağlantı süreleri ile ekipman teslim süreleri birbirine yaklaşmaya başladı.

Öte yandan enerji sistemlerinin dijitalleşmesi siber güvenliği de enerji güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. SPIEF 2026’da enerji altyapılarına yönelik siber saldırılar önemli başlıklardan biri olarak ele alındı.

Başkortostan Cumhuriyeti standından bir görüntü

Kaspersky tarafından hazırlanan çok katmanlı simülasyonlar, kritik enerji altyapılarının karşı karşıya olduğu riskleri oldukça etkileyici bir şekilde ortaya koyuyordu. Açıkçası simülasyonda geçirdiğim zamanın hem öğretici hem de keyifli olduğunu söyleyebilirim.

[caption id="attachment_249114" align="alignnone" width="1280"]- Rusya bu yıl yalnızca petrol ve gaz değil, nadir toprak elementleri ve kritik mineraller üzerinde de yoğunlaştı. Bu sizce Rusya'nın enerji ihracatçısından teknoloji hammaddesi ihracatçısına dönüşme çabası mı?

Rusya Federasyonu’nun nadir toprak elementlerine olan ilgisi yeni değil. Bu konu uzun yıllardır devlet politikalarının ve sanayi stratejisinin önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Örneğin tam kapasiteyle devreye girdiğinde Amur Tesisi dünyanın en büyük helyum üretim tesislerinden biri olacak. SPIEF boyunca da nadir toprak elementleri ve kritik mineraller konusu çok kapsamlı biçimde tartışıldı.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Nadir toprak elementleri alanında yalnızca madencilik yapmak yeterli değil. Asıl katma değer, cevherden nihai ürüne kadar uzanan tüm değer zincirinin oluşturulmasında yatıyor. Bu ise son derece maliyetli, uzun vadeli ve teknoloji yoğun bir süreç. Aynı zamanda ciddi kamu desteği gerektiriyor.

Rus yetkililer de bu alanda tek bir ülkenin tamamen kendi kaynaklarıyla başarılı olmasının zor olduğunu açıkça dile getiriyorlar. Daha çok çok taraflı iş birliklerine dayalı bir model öne çıkıyor.

Kazakistan dünyanın en önemli titanyum üreticilerinden biri ve küresel pazarda yaklaşık yüzde 20 paya sahip. Suudi........

© T24