menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Playboy, Bugs Bunny, Bad Bunny…

19 10
12.02.2026

Diğer

12 Şubat 2026

Kaç çeşit tavşan bilirsiniz?

Biri çocukluğumuzun asi çizgi karakteri Bugs Bunny, diğeri erotizmin ipek pijamalı yüzü Playboy tavşanı…

Ve şimdi de sahnenin yeni gözdesi Bad Bunny.

Bir çizgi film karakteri, bir yetişkin dergisi ve Porto Rikolu bir şarkıcı… Üçü de tavşan ama her biri başka bir çağın, başka bir arzunun sembolü. Popüler kültür dünyayı bazen tarih kitaplarından daha iyi anlatır. Çünkü simgeler, ideolojileri anlatmanın en kestirme yoludur.

Hugh Hefner Playboy logosu için tavşanı seçtiğinde mesele sadece şirin bir maskot yaratmak değildi. Tavşan, hızın, cinselliğin ve sınırsız üretkenliğin sembolüydü. Playboy’un ilk sayısının kapağında Marilyn Monroe vardı. Hefner’ın Monroe takıntısı mezarını bile onun yanına yaptıracak kadar ileri gitmişti.

Playboy’da kimler yoktu ki, Fidel Castro’dan Martin Luther King’e, Malcolm X’ten Gabriel García Márquez’e, Margaret Atwood’dan Nabokov’a uzanan bir liste vardı. Ray Bradbury “Fahrenheit 451”in bazı bölümlerini ilk burada yayımlamış, Donald Trump ise 1990’da Playboy kapağında yer almıştı. Hefner’ın kurduğu Playboy dünyası, sınırsız partiler, genç bedenler ve güç ilişkileri üzerine kuruluydu. Bugün geriye dönüp baktığımızda Playboy malikânesinde yaşananları Epstein dosyalarından ayrı düşünmek zor.

Diğer yanda, kurnaz ve otoriteyle dalga geçen Bugs Bunny vardı. Masum bir çizgi kahraman gibi görünse de sistemin dişlileri arasına havuç fırlatan bir anarşistti o. “Kural koyanlarla oyun oynarım,” diyen, kaba kuvvete karşı zekâyı kutsayan o eski, güzel itirazın simgesi.

Ve bugün sahnede yeni bir tavşan var. Adını, küçükken giymek istemediği tavşan kostümü içindeki o meşhur “asık suratlı” fotoğrafından alan Benito Antonio Martínez Ocasio: Bad Bunny.

Onun tarihte ilk kez İspanyolca bir albümle Grammy kazanması bazılarını şaşırtmış olabilir; gençler içinse bu sadece kaçınılmaz bir andı. Bad Bunny, reggaeton gibi maskülen bir türün merkezinde oje süren, etek giyen ve drag estetiğini sahneye taşıyan bir figür olarak, Latin “maço” mitini içeriden dönüştüren yeni bir anlatı kuruyor.

San Francisco’da Diamond Heights’daki evimin penceresinden aşağı baktığımda Castro’yu görürdüm. Orası Harvey Milk’in yaşadığı, LGBT hareketinin doğduğu mahalle. Sokaklarında bin bir rengin yan yana yaşadığı bir yer, öyle ki turistler bir müze gibi bu mahalleyi görmek için gelir, sokağın köşesinde çırılçıplak nudistleri görünce hayatlarının en büyük şaşkınlığını yaşardı. Ama bu, San Franciscolular için sıradan bir durumdur kimse dönüp bakmaz bile.

Biraz ileride Haight-Ashbury semti vardır. 68 kuşağının çiçek çocuklarının doğduğu yer. Janis Joplin’in sesi, Kerouac’ın kelimeleri, Jerry Garcia, Ken Kesey… “Make Love Not War” sloganının izleri hâlâ duruyordu. Summer of Love için o yaz oraya gelen yüz bin genç, savaş karşıtı, özgürlük yanlısı bir patlamaya yol açmıştı. Şehrin biraz dışına çıktığınızda Jimi Hendrix’in gitarını yaktığı Monterey Festivali, Menlo Park’a doğru gittiğinizde ise bugün dünyayı yöneten teknolojinin kalbi Silikon Vadisi… Belki de siyasilerin gençlik festivallerinden korkmasının nedeni tam olarak müziğin yarattığı bu kolektif bilinç.

Bad Bunny, Grammy’den bir hafta sonra Super Bowl sahnesindeydi. Super Bowl’un yapıldığı Lewis........

© T24