menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ece’nin ardından: Kelimeler kelimelere insanlarla ulaşırken…

37 0
29.11.2025

Diğer

29 Kasım 2025

Ece Aksoy

İlhan Selçuk, fırtınalı bir aşk yaşadığı Lavinia’yı (Mevhibe Beyat) anlattığı yazısında, Özdemir Asaf’ın “Yuvarlağın Köşeleri” kitabını kendisine bu sözlerle imzaladığını (4 Aralık 1961) anlatır:
Kelimeler kelimelere insanlarla ulaşırken…”

Sevgililer Günü’nü sıkı bir edebiyatla işaretleyen o yazısında (14 Şubat 1999, Cumhuriyet) İlhan Selçuk, Lavinia’nın âşıklarından birinin de Özdemir Asaf olduğunu hatırlatır. Asaf, Mevhibe Hanım’ı ‘Lavinia’ şiirinin çağlar aşan dizeleriyle edebiyat tarihine kaydedecektir. İlhan Selçuk, Lavina’nın o yıllarda tutulduğu “yere bakan biri”nden de söz eder ki, “yere bakan biri” kendisidir. Selçuk yazısında, Lavinia’yla aşkını, kelimelerle kanattığı bir ilişki olarak da haber verir:

Oysa o yıllarda Lavinia yere bakan birine tutulmuştu; fırtınalı bir ilişkinin tensel teninde köpüklenen dalgasını yaşarken gönüllerde dolaşmanın çekiminden de vazgeçemiyordu; ileride bunun hesabını acıyla vereceğinden de habersizdi…

İlhan Selçuk ve Lavinia 1958’de boşanır. Lavinia, Tokatlıyan Oteli’nde tanıştıkları 1952’den tam 52 yıl sonra, 2004’te İlhan Selçuk’a bir mektup* yazar:

Sevgili İlhan,
(…)
Senin saygını kaybetmektense öleyim daha iyi.
Beni hoş gör ve sakın benden vazgeçme.
Sonsuz saygı ve sevgilerimle.
Tarih atmasını hiç sevmiyorum, seneler bana vız geliyor.

Yıl 1952
Yıl 2004

Hesabını sen yap.
Mevhibe

11 Eylül 2007’de, 82 yaşındayken hayatını kaybeden Mevhibe Hanım, 2000’lerde çok sayıda mektup yazar İlhan Selçuk’a. “Hiç şikâyet etme, ölene kadar sana yazacağım. Kolay mı beni kapının önüne koymak? Ben de seni böyle cezalandırıyorum” notuyla takılarak…

Ece Aksoy, Lavinia’dan yaklaşık bir kuşak sonra, 24 Şubat 1941’de İzmir’de doğmuştu. 84 yaşındaydı, 5 Eylül 2025 Cuma günü öğleden sonra saat beş sıralarında hayatını kaybetti.
Ben ölürsem akşam üstü ölürüm!**

Ece’nin ardından epey gecikmiş bu yazıda, neden Özdemir Asaf, neden İlhan Selçuk, neden Lavinia, neden şiir? Belki, ‘yuvarlağın köşeleri’ndeki yanıtları birlikte buluruz!

Buenos Aires’te geçen Nothing dizisinde Robert De Niro, “bir sonraki eski eşini aradığını” söyler?
İnsanın başlangıçları ve bitişleri arasındaki mesafeyi birkaç kelimeyle kestirip atan görmüş geçirmiş bir hayatın katı gerçekçi özeti mi dersiniz, yoksa “bir iyi, bir de kötü haber” faslında bütün kederlerin ve bütün mutlulukların geçmekte olduğunun tebliği mi? Ya da rastgele dağıtılan ele razı olup hayatı başka bir şeye dönüştüremeyen kopya insanların trajedisi mi?
Yanıt, kendinizi hayatta nereye taşıdıysanız oradadır.

Mutfağıyla da lezzetlenmiş gece hayatının şöhretli isimlerinden biriydi Ece evet, ama işte bir sonraki eski eşini arayanların da güvenli adresiydi. Doğrusu, bu arayıştan pek de hazzetmezdi. Ancak karşılaştığı yalnızlıklarla ilgilendiğini çok küçük jestlerle belli ederdi. Az çoktur değil mi!

Hangi okumadan not aldığımı hatırlamıyorum; herkesin işlemek istediği bir günahla suçlanırsan, herkes suçluluğuna inanırmış. Gece hayatı işte o günahlara da talip olunan bir yerdedir. Ve bir sonraki eski günahını arayanlar, gerçeklerin hayallerini mahvetmesini istemedikleri gece hayatında güvene ihtiyaç duyarlar.
Tahmin edilemeyecek ölçüde bir “çoğulluğun” da dünyası olan gece hayatında mekânı ve zamanı birlikte yaşamanın temel koşulu güvendir. Ece’yi gece hayatının yerçekimsizliğinde işaretleyen duraklardan biri, işte tam burasıydı, güven. Sohbetlerin, tanışmaların, karşılaşmaların, kaçışların, arayışların buğulu saatlerdeki ebeveyni, konuklarının -Hasan Cemal’in ifadesiyle- kara kutusuydu.

Yüzünde sadece bir kesikmişçesine aralanan çekik gözlerinin ufuk çizgisini andıran bakışlarında hemen her şeyi gördüğünü, her şeyi anladığını bilirdiniz. Bazılarından asla esirgemediği aksiliğinin bir nedeni; küçük yaşta babasız kalmanın, yoksul ve yoksun kalmanın, son gününe kadar mücadeleyle geçen çetin bir hayatın yanı sıra ihtimal buydu. Tersi tersti, ancak her şeyi görür, hemen hiçbir şey konuşmazdı. Buzdağı gibi bir hafıza! Bir müşkülü de bu olmalıydı. Misal, o hafızanın bir biyografi kitabına dönüşmesini arzu etmedi.

Karşılaştığı yalnızlıklara kayıtsız kalmazdı,........

© T24