Sanatta duygular üzerine - 1
Duygu, duyumsama, duyusal, duygusal; her kavramın sözlükçesinde bir tanımı vardır. Kavramlar alanların kullanımına göre, ima ettiklerine doğru ayrıntılara girildikçe ayrımları da derinleşmektedir. Aynı kavramın kimi alanlarda duygu yönü ağır basar kimi alanlarda da duyguya yer yoktur. Örneğin, başkalaşım (metamorfoz) mitolojik hikayelerde farklı, bilimsel kavramlaştırmasında farklı yol alır. Duygular, özellikle değerler, inançlar, karar ve eylemle yakından bağlantılıdır. Bireysel ve toplumsal varlık olarak insanın hikayesini, somut kavramlar da dahil, duygu ağırlıklı düşünce kavramlarıyla kavrar ve anlamı çoğaltırız. Mitolojide, ritüellerde, masallarda, efsanelerde, edebiyatta ve sanatta sayısız örnek vardır: Karmaşık olaylar sonucu yaşananlar, kahramanımız veya düşmanımız duygularına yenik düştüğünde yaşanan trajediler, komedyalar ve melodramlar herkeste farklı duygular uyandırır.
Çağdaş felsefe alanında duygular üzerine araştırmalar yapan akademisyen Hichem Naar’a göre, bir yapıtın doğru bir şekilde takdir edilmesi ve anlaşılması için duygular gereklidir. Dahası, duygu olmadan, bazı sanat yapıtlarının estetik niteliklerinin değerlendirmesinin en iyi ihtimalle son derece yetersiz olacağını sezmek gerektiğini belirtir. Peter Lamarque ve Noël Carroll'a göre düşünceler gerçek duygular üretebilir. Christine Tappolet, duyguların algısal kuramını geliştirdi, ona göre, duygular algısal deneyimlerin sonuçlarıdır. Duygular, deyim yerindeyse, dünyanın farkındalığının biçimleridir. Genel anlamı bakımından duygu anlamlandırmaları tartışma yaratır. Bazı somutluklarla karşılığını bulmak olasıdır. Duyguların sağlaması bilişsel ve düşünseldir. Bilmeden düşünce üretemediğimiz gibi duygular da ancak düşünce ile doğru yönlenebilir. Spinoza’ya göre, bütün duygular arzu, sevinç, keder ve türlü türlü düşüncelerden oluşmaktadır. Bütün duygular kişisel bakış açısıyla ilgilidir, yani özneldir veya hayalidir. Bu yüzden hayal gücünü gerektirirler. Duygu odaklı çalışmalarıyla bilinen psikolog Leslie Greenberg’e göre, insanın varlığını sürdürebilmesi için duygu gereklidir. İnsan işlevinde, iletişiminde ve gelişiminde duygu, yaşama tutunmanın ve direnmenin birincil sistemidir. Duygu, temelde adaptif bir bileşen ve bilgi işleme sürecinde de birincil bilgi kaynağıdır. Berthold Brecht, duyguların düşünceden ayrılamayacağını ve duyguların da akılcı bakışla birlikte düşünülmesi gerektiğini savunur. Duyguların sağlaması bilişsel ve düşünseldir tespitiyle ve yaratıcı etkileşimde bu diyalektiğin kurulması gerektiğini vurgulayalım.
Sanat her dönem duygularla ilişkili olmuştur. İster Antik ister dinler ister modern dönemler olsun yapıtlarda duygu yansımaları -sezdirici ya da yoğun- kesintisiz olmuştur. Bireysel bilincin önemsenmediği, ortak kültürel ve toplumsal kodlarla yaratılmış sanat örneklerinde de Rönesans sonrası bireysel anlatımlarda da izleyende duygular uyandırma kapasitesi üzerine tespitler yapılabilir. Korku, şiddet, öfke, merak, istek, arzu, sevinç, neşe ve mutluluk gibi hisler uyandıran kavramlar duygu alanıyla ilgilidir. Genellikle gerçekte hissedilen yoğun duygular, kurgularda aynı etkiyi vermeyebilir. Şöyle ki gerçek yaşamda bazı duyguları hissetmekten kaçınırken kurgularda bunlardan haz alınabilmektedir. İnsan, gerçek hayatta acı, korku, kayıp, suçluluk gibi duygulardan kaçınmak isterken, kurgu içinde bu duyguları güvenli bir mesafeden yaşadıkları için, o duyguları yaşar, duygular haz ve anlamlı bir deneyime dönüşür.
Genel olarak sanat yapıtlarında beklenen öncelik muhatabında duygular uyandırmasıdır. Bir yapıtta bizi ilk harekete geçiren duygulardır. Duygular aracılığıyla hissettiklerimizdir. Bu neredeyse kaçınılmaz olarak kabul görmüş bir gerçekliktir. Duygular uyandırmayan bir sanat yapıtının düşünsel katmanlarına ulaşma olanağı sınırlıdır. Ancak duyguların sağlamasını yapıt hakkında bilgi edindikçe, düşünce üretme gücü sayesinde gerekçelendirebildiğimiz gerçek anlamını yakalarız.
Bir yapıtın alımlayıcıda hissettirdiği duygular bir yana, yaratıcısının duyguları o yapıtın hangi örüntülerinde ortaya çıkabilir? Bir yapıtın ‘örüntü’ açılımı konu, tema, biçim, içerik ve anlam bütünlüğü bağlamıyla ilişkilendirilebilir. Konu ve biçim dışında diğer kavramlar, bir yapıtta yeni yorumlar için alımlayıcı tarafından görülmeyi beklerler. Merkezde bir yapıt var........
