AKP’li Külünk: AK Parti içinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir grup Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor; aynı akıl CHP'yi Özel'e teslim etmek için devrede
Metin Külünk, Millî Görüş geleneği içindeki en sert damarlardan biri olan Akıcılar Derneği içinde yetişmiş bir siyasetçi. Kuruluşundan itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi’nde İstanbul İl Teşkilatı Başkanlığı dahil önemli görevler yaptı. 2011-2018 yılları arasında üç dönem milletvekili seçildi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine karşı sokağın örgütlenmesinde rol oynadığı konuşuldu. En son AKP’nin 2021’deki MKYK’sında görev aldı. Suç örgütü lideri Sedat Peker’in 2021 yılındaki ifşa videolarında ismi geçen siyasetçilerden biri olduğu için o gün bugündür Peker’le ilişkisi tartışılıyor. Hatta o sürecin ardından ‘tasfiye’ edildiği de söylendi. Kendisi tasfiye iddiasını kabul etmese de artık aktif görevde değil. Partisine yönelik eleştirilerini sosyal medya aracılığıyla paylaşıyor, YouTube’da dikkat çeken yayınlar yapıyor. Ancak yine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a toz kondurmuyor. O açıdan hâlâ “reisçi” olduğunu varsayabiliriz.
Kendisiyle Türkiye siyasal tarihinin bu anında söyleşmek istememin temel sebebi aktif görevde olan Adalet ve Kalkınma Partililerin bu tür derinlikli konuşmalardan itinayla kaçıyor olmasıydı. Nitekim telefon ettiğimde esprili bir biçimde “Ben arkadaşların eksiğini kapatmaya çalışırım” dedi. Bu arada söyleşi için sözleştiğimiz gün Instagram hesabından yaptığı fotoğraf paylaşımı dikkatimi çekti. 1994 seçimleri sırasında üstü açık bir arabanın üzerinden halkı selamlayan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve yanında Tayyip Erdoğan, arabanın kaputunda ise Metin Külünk oturuyor.
Bu söyleşinin pek çok manşeti olmakla beraber bana kalırsa en kıymetli tarafı hükümetin 2013’ten bugüne en kritik siyasal anlarda sarıldığı “üst akıl” ya da “dış üst akıl” ya da “dış mihrak” söyleminin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiş olmasıdır. Zira Metin Külünk’e göre Ekrem İmamoğlu’nu Tel Aviv-Londra hattındaki bir akıl, bir “proje” tasarımı olarak Türkiye’nin gündemine sokmuş. Külünk bu iddiada bulunurken nedense ABD’nin ismini geçirmiyor. Sonra dönüp dolaşıyor ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” konusundaki çıkışlarını yeni bir Siyonist bölge tasarısı olarak eleştiriyor. Hatta hükümetin Barrack’a bir yanıt vermiyor olmasına kızıyor. Sonra Türkiye’de bir sonraki seçimleri kimin kazanacağını düşündüğünü sorduğumda “Ben bu sürecin Sayın Cumhurbaşkanımızla geçirileceğini görüyorum” diyor. “Bu süreç” dediği de dünya sisteminin yeniden tanımlanması! Yani Külünk’ün atıfta bulunduğu “üst akıl” İmamoğlu projesini devreye sokmuş ve başarılı olmasını istemiş ama ne hikmetse yeni dünya düzenini Erdoğan’sız kuramazmış.
Külünk’ün “dış üst akıl” teorisine göre Ekrem İmamoğlu projesi için çalışanlar arasında Adalet ve Kalkınma Partililer de var. Hatta öyle ki bu kişiler – isim vermiyor- 2024’ten beri sandıkta bir Erdoğan hezimeti için çalışıyorlar. Havlu atmış da değiller, “mutlak butlan” kararından sonra Özgür Özel'e CHP'yi teslim etmek için ilgili kurumlara müdahale ederek ya da iletişim kurarak ilerliyorlar. Sizi söyleşiyle baş başa bırakmadan önce Ankara’da Külünk gibi düşünen başkaları olduğuna şahit olduğum bilgisini bir not olarak düşmüş olayım.
Metin Külünk ve Recep Tayyip Erdoğan
“Düşünün ki Türkiye’nin pek çok şeyi başardığı bir ortamda gençler çekip gitmeyi düşünüyor, gençlerin bu güvensizliğinin kökenini sorgulamak zorundayız”
-19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları tutuklandığından beri toplumun ve gençlerin nabzını ölçen pek çok kamuoyu araştırması yapıldı. Bulgular az çok benzer. Toplum Türkiye’nin geleceğinden umutsuz. MAK Araştırma’nın 19 Mayıs 2026 tarihli araştırması da net olarak ortaya çıkardı bu durumu. Araştırmadan iki gün sonra mahkemeden CHP’nin seçilmiş yönetimini indirip eski yönetimi yönetime oturtan “mutlak butlan” kararı çıktı. Dolayısıyla henüz bu siyasi müdahalenin sonuçlarının sahaya nasıl yansıdığını da bilmiyoruz. Ama MAK Araştırma diyor ki; “Başka ülke vatandaşlığı verilse Türkiye'yi terk etmeyi düşünecek gençlerin oranı yüzde 64.” Dahası gençlerin yaklaşık yüzde 75’i işe alımlarda liyakatin dikkate alınmadığını, kayırmacılık olduğunu düşünüyor. Aynı gençlerin siyasete iktidar eliyle müdahale ediliyor olmasını görmeme ihtimali var mı sizce?
Türkiye'de hiçbir gelişmeyi siyasetten bağımsız düşünmek mümkün değil bir kere. Biz toplum olarak siyasete doğan bir milletiz. Severiz, ilgimiz yüksektir. Dolayısıyla hiçbir gelişmeyi siyasetsiz okumak mümkün değil. Yani toplumun bu gelişmeleri birbirinden bağlantısız düşünmemesi gayet normal. Kritik soru şu ise şu; siyaset toplumu anlıyor mu? Ben özellikle son üç yıldır bütün partilerin toplumla bağının zayıfladığını görüyorum. Ve karşılıklı olarak zihin dünyamızın kapıların birbirine kapatıldığını görüyorum. Bu çok tehlikeli. Çünkü biz aynı vatanda yaşıyoruz, siyaseten farklı düşünebileceğimiz ama birbirimize bağlıyız. Siyasetin kuantum kavramını keşfetmesi lazım. Birbirimize bağlılık noktalarımızı çoğaltmamız lazım. Siyaset yukarıda bunu yapmadığı zaman sizin ifade ettiğiniz rakamları görürüz. Hadi bunların bir kısmını abartı diyelim. Diyelim ki gençlerin yüzde 50’si söylediğiniz şekilde düşünüyor. Bu siyasetin gereken dili üretemediğinin yeterli göstergesidir. Ben sokaktayım ve gençlerle iç içeyim, bu durumu sokakta da görüyorum. Gençlerin özellikle sosyal medya üzerinden karşı karşıya kaldıkları psikolojik operasyonlar da Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan istikrarsızlıklar da onları çok etkiliyor.
-Etkilemenin ötesinde bir şey söylüyor bahsettiğim araştırma verisi; Türkiye’deki genç nüfusun yüzde 64’ü derhal ülkeyi terk etmeye hazır!
Bu rakam o araştırmanın söylediği gibi değil de velev ki yüzde 20 olsun o dahi düşündürücü olurdu. Düşünün ki Türkiye'nin birçok şeyin başardığı bir dönemde gençlerimiz bunu düşünüyor. İşte Türkiye'nin savunma sanayindeki başarılar ortada. Türkiye kendi çipini geliştirme sürecinde. Keza uzayla ilgili çalışmalar Türkiye'nin gündeminin merkezine konulmuş.
-Metin Bey, Kuzey Kore de nükleer silah üretebiliyor. Bu tür ülkeleri referans alacaksak tamam.
Bütün bunları başaran bir Türkiye'de bu gençlerin neden yüzde 64'ü “Türkiye'nin dışında bir fırsat olursa ben çeker giderim” cümlesini söylüyor? Bu sorunun yanıtını ve bu düşüncenin köklerini bulmak zorundayız. “Bu gençler bu başarıyı anlamıyor” demek çözüm değil. Gençler neden güven duymuyor? Neden iktidar ile gençler arasındaki mesafe açılıyor? Tabii ki hepsi için değil bu. Mutlaka Cumhur İttifakı’na yönelen önemli bir blok var gençlerin içinde. Ama onlar dışındakilerin öfkesini, eleştirisini, kızgınlığını, ümitsizliğini sorgulamamız gerekiyor.
“Tsunamiye dönüşecek şekilde alttan gelen dip dalgayı gücü elinde bulunduran bir tane arkadaşımız görüyor mu?”
-Bu sorgulamayı yapmamız gerekiyor derken “siz” kimsiniz?
Biz, Cumhur İttifakı. Bizim bir sosyal araştırmalar ve değerlendirmeler merkezimiz olmalı. Ve şu soruları sormalı; “Neden gençlerin bir kısmı neden bu kadar öfkeli? Neden bir kısmı bu kadar ümitsiz? Neden bir kısım bu kadar nefret ediyor?” Benim gözlemime göre bugün gençleri umutsuzluğa sürükleyen temel problemlerden birisi liyakat ve ehliyet eksikliği. Devlet, liyakat ve ehliyete dayalı, hak ve adalete dayalı, ahlaka dayalı dayalı bir paradigmayla buluşmak zorunda. Ben sokakta yaşayan bir insanım, ofisimde haftada en az 200 misafir ağırlıyorum. Bana gelen aileler çoğunlukla iş bulmada yardım istiyor. İyi eğitim alan, sınavlarda iyi puan alan çocuklar mülakatlarda eleniyor. Bunu yaşayan ailedeki yıkımı, o çocuktaki hayallerini kaybetmenin verdiği negatif psikolojiyi bizim tedavi etmemiz çok kolay değil. Toplumdaki bu dip dalganın aslında bir tsunamiye dönüşebilecek şekilde alttan yukarı doğru gelmekte olduğunu gücü elinde bulunduran bir tane arkadaşımız görmüyor mu?
“Saraçhane’deki gösterilerde muhafazakâr ailelerin çocukları vardı, Ak Partililerin çocukları vardı”
-Bu dikkat çektiğiniz liyakat sorunsalına bir de diploma krizini ekleyebilirsiniz belki. Zira 19 Mart 2025’ten itibaren üniversite gençliğini protestoya iten şeylerden başında Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali vardı. Konuştuğum pek çok üniversiteli “Devlet bir gün kafasına göre üniversite diplomamı iptal edebiliyorsa, ben neden okuyorum?” türünde bir öfke içindeydi. Saraçhane’ye gençleri götüren şeylerin başında bu vardı.
Ben size bu konuya ilgili bir şey daha söyleyeceğim; Saraçhane’deki gösterilerde muhafazakâr ailelerin çocukları da vardı. Hatta babaları AK Partili olanların çocukları da vardı. Babaları Refah Partili olanların da çocukları vardı, Saadet Partili olanların da çocukları vardı.
Tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu
“Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturmalardan haberdar edildi, içeriden bilgi verildi”
-Bugünden geriye dönerek baktığımızda, geçen 14 aya rağmen Türkiye toplumunun hala yarısından fazlası Ekrem İmamoğlu’nun siyasi nedenlerle yani Tayyip Erdoğan’ın en güçlü rakiplerinden biri olduğu için tutuklandığını düşünüyorsa, diploma iptali bu algının temel sebeplerinden biri olabilir mi size göre?
Şimdi bu siz bir pencere açtınız, oradan devam edeyim. Ekrem İmamoğlu tutuklanmadan önce hakkındaki soruşturmalardan haberdar oldu. Haber verildi.
-Kim uçurdu haberi size göre? Böyle bir iddiada bulunduğunuza göre adresi de biliyor olmalısınız.
Kim verdi bilmiyorum. İçeriden verildi. Bu bilgi gelince de etrafındaki akıl bu süreci psikolojik olarak tersine çevirebilmek için “Sen kendini cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edersen yarın adalet önünde hesap vermeye vardığında, cumhurbaşkanı adayı olduğun bunun başına geldiği propagandası yaparsın” diye hazırladı onu. Hazırladılar yani onu.
-Kim bu insanlar, yani “etrafındaki akıl”?
Ekrem İmamoğlu'nu üzerinden bir plan yapan, bir tasarım yapan akıl.
“Tel Aviv-Londra hattı İmamoğlu üzerinden bir tasarım yaptı”
-“Devlet aklı”ndan sonra bir de “İmamoğlu tasarımını yapan akıl” konusunu deşmemiz gerekecek demek ki. İktidar cenahının bu konudaki takıntısını nasıl izah ediyorsunuz? Ne zaman ki bir rakip pasifize edilmeye çalışılacak hemen olsa “dış bir akıl” ya da işte yine aynı derecede müphem “üst akıl” argümanları devreye sokuluveriyor.
Türkiye'deki hiçbir gelişmeyi dış dinamiklerden bağımsız düşünemeyiz. Sizin de katıldığınız bir basın toplantısı olmuştu sonbahar aylarında. Eski MI6 Başkanı Türkiye'ye gelmişti, İngiltere Konsolosluğu’ndaki o toplantıda hatırlarsanız Rusya’dan istihbarat elemanı devşirmek için bir program açıkladı. Kamuoyuna açık yaptılar bunu. Londra savaştan ve krizden beslenir, ada devleti olmak böyle bir şey. Dikkat edin II. Dünya Savaşı’ndan beri İngiltere hep siyaseten savaşların dışında kalmış gibidir. İngilizleri hiçbir yerde göremezsiniz ama her şeyin içindedirler. Suriye'de olduğu gibi. İran sürecinde olduğu gibi, Gazze’deki soykırım sürecinde olduğu gibi. Mesela Ukrayna-Rusya savaşı sürecinde bizi nereye itmek istediler? Ukrayna'nın yanına itmek istediler, Rusya'nın karşısında. Tel Aviv-Londra hattının stratejik hedefi Rusya.
-İmamoğlu’nun “dışardan yönlendirilmesi” meselesine nasıl bağlayacaksınız konuyu merak ediyorum.
Bu akıl, Sayın Erdoğan'ın Türkiye'yi savaşların dışında bırakan ve Türkiye merkezli bir dış politika eksenini inşa etmesinden rahatsız. NATO'nun zayıflama sürecinde, Avrupa'yı Rusya'ya karşı konumlandıracak bir askeri güç doktrininde bizi Rusya'ya karşı konumlandırmak istiyorlar. Bunu nereden görüyoruz? Bu mimarinin hazırlıkları bazı toplantılarda dillendiriliyor. Bakın Nisan ayında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Atina’da bir toplantıya katıldı.
-Yunanistan’da her sene düzenlenen Delfi Ekonomi Forumu'nun bu seneki toplantısından bahsediyorsunuz. Gizli bir şey değil.
Oraya Abdullah Gül gitti bunu söyledi. Orada Türkiye'nin de içinde olduğu yeni bir hattan bahsedildi. Avrupa Birliği, Yunanistan ve Türkiye’nin Rusya’ya karşı konumlandırılmasından.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünnisa Gül ile birlikte, Oxford İslam Araştırmaları Merkezi’nin 40. kuruluş yıldönümü kutlamalarına katıldı. Etkinlikte Britanya Kralı III. Charles da yer aldı / 2025
“Abdullah Gül’ün konuştuğu her yerde kraliyetin izlerini arayacaksın”
-Bu da yeni bir şey değil ama bu konuda münazara yerine Abdullah Gül vurgunuzu anlamak istiyorum. Siz Abdullah Gül’ün “bir şeyi” temsil ettiğini düşündüğünüz için ısrarla ona atıfta bulunuyorsunuz diye anlıyorum.
Abdullah Gül Londra'yı temsil ediyor.
-Yani size göre eski bir Cumhurbaşkanı bu tür bir konferansa davet edilemez, illa ki kendi ülkesi dışında bir yeri temsil etmek zorunda, öyle mi?
Abdullah Gül'ün konuştuğu her yerde kraliyetin izlerini arayacaksın.
-Abdullah Gül Şu anda siyasette etkin ya da aktif bir aktör de değil.
Ama eski cumhurbaşkanı. Onları kim adına söylüyor? Ben rahat söylüyorum. Bunu daha 2014’te “Kraliçenin Gülleri” diye tarif etmiştim. Bakın, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin her ülkede bir mutemedi vardır, Abdullah Gül odur. Bunları söyletiyorlar çünkü Sayın Erdoğan'ın Türkiye'nin kendi çıkarları doğrultusunda ve kendi ekseninde ilerlemesini önceleyen duruşu rahatsız etti. Türkiye'yi Ukrayna'da savaşa zorladılar. İran'da savaşa zorladılar? Türkiye'yi Amerika'nın, İsrail'in yanında durmaya zorladılar.
“Türkiye, Gazze konusunu maksimum diplomatik kabiliyetle yönetiyor”
-Ankara, Ukrayna ve İran konusunda nispeten bir dengeyi yakalayabildi ama nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ın yanında durmuş olmadı mı? Trump’ın Barış Kurulu’nu dünyadan pek çok ülke protesto etti ama Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile orada işte.
Hayır, Sayın Erdoğan yanında durmadı. Gazze konusunda Türkiye kendi güç sistematiği içerisinde süreci diplomatik anlamda Gazzelilerin lehine yönetebilmek için maksimum kabiliyetimi ortaya koydu. Karşımızdaki küresel ölçekteki bir hegemonik aklın kutsalsız ve kuralsız güç yapılanması var.
-İmamoğlu’nun bir “İngiliz projesi” olduğu iddianızdan buraya nasıl geldik? Henüz onu izah edemediğiniz için geri dönmek istiyorum.
İmamoğlu'nun durduğu yere bakacaksınız. Gidip konuştuğu yerlere bakacaksınız.
“Chatham House’da adamı boşuna konuşturmazlar”
-Neyi ima ettiğinize dair bir bilgim ve fikrim yok. Ancak demin Chatham House’dan bahsettiniz ve Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bütün dünya liderlerinin gidip panellere katıldığı bir düşünce kuruluşunda konuşmasını sanki karanlık bir faaliyet gibi anlattınız.
Chatham House’da boşuna konuşturmazlar adamı.
“Siz bu proje bir tek İmamoğlu üzerinden mi yürüyor sanıyorsunuz? Projenin Cumhurbaşkanımızın çevresinde karşılıkları var”
-Velev ki sizin dediğiniz gibi Chatham House birtakım “üst akıl” projelerinin kotarıldığı yer, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha işte bir buçuk ay önce aynı yerde “Türkiye’nin Dış Politika Vizyonu” isimli bir konuşma yaptı.
Fark etmiyor ki…Siz bu proje bir tek İmamoğlu üzerinden mi yürüyor sanıyorsunuz?
-Hakan Fidan üzerinden de mi yürüyor o zaman sizin mantığınızla?
İmamoğlu projesinin AK Parti içindeki, Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresindeki karşılıkları kim?
Külünk'ün paylaştığı fotoğrafta, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan
“AK Parti içerisinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl Erdoğan sonrasının, hatta sandıkta bir Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor”
-Ben bu iddianızın kaynağını da sebebini de bilemiyorum tabii. Madem bir iddianız var temellendirmeniz gerekmez mi?
Ben söylüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde, AK Parti'nin içerisinde bu Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl, Sayın Erdoğan sonrasını, hatta sandıkta bir Erdoğan yenilgisinin üretilmesinin zeminini hazırlıyor. İmamoğlu projesinin asıl sahiplenicilerinden önemli bir hat AK Parti’de var.
“Aynı akıl ‘mutlak butlan’dan sonra CHP’yi Özgür Özel’e teslim etmek için devrede”
-Ama isim verin........© T24
