menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sivil toplumun ‘COP31’ mesajı: Türkiye emisyona neden olan ülkeler arasında ilk 15’te, değişimi evinde başlatmalı

23 0
04.03.2026

Kömür, petrol ve gaz gibi yaygın olarak kullanılan fosil yakıtların gezegenin geleceğini nasıl etkileyeceği konuşulurken İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan silah kullanımının yarattığı askeri karbon izi geliyor aklıma. Ama işin bu boyutu konuşulmuyor.

Dünyayı yönetenler, şirketler iklim değişikliğinin baş sorumluları olarak göç, kuraklık, sıcak dalgaları, yağış dengesizlikleri, sel ve orman yangınlarına neden olan iklim krizinin yönetilebilir olmasının da arayışında.

Birleşmiş Milletler'in iklim değişikliği konusundaki Taraflar Konferansı (COP31) bu yıl 9-21 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte ‘yeşil enerji’nin öncüsü birçok Batı ülkesi kömüre döndü. Ama işte bir yandan da iklim krizi diye bir gerçek var.

16 sivil toplum kuruluşunu kapsayan İklim Ağı, COP31’in hazırlık sürecinde sivil toplumun neden önemli olduğunu hem kamuoyuna hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na duyurmak için İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. Bakanlık sivil toplum kuruluşlarıyla da görüştü daha önce ama COP31’in hazırlık sürecinde sivil toplumla ilişkinin sürekli olması gerektiğini düşünüyorlar ki önemli. Zira iklim krizi yalnızca çevresel bir mesele değil, toplumsal bir mesele, siyasal tercihler meselesi.

İklim Ağı temsilcileri, COP31’in Türkiye ev sahipliği yapıyorsa ev ödevini de iyi yapmalı diyerek bu zirveden Türkiye’nin kömür kullanımının azaltılması için ulusal bir eylem planı çıkarması gerektiğini düşünüyor.  

Basın toplantısında İklim Ağı üyesi WWF-Türkiye’den Pınar Gayretli, Türkiye’nin iklim karnesinin iyi olmadığını söyledi:

“Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, iklim kriziyle mücadelede kararlılığını göstermesi için son derece önemli bir fırsat. Ancak mevcut iklim ve enerji politikaları, krizin gerektirdiği eylem aciliyetini yansıtmıyor. Geçtiğimiz yıl sonunda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına sunulan 2035 hedefi, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl boyunca emisyonlarını azaltmak yerine artırmaya devam edeceğini ortaya koyuyor. Bu durum, hem Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle hem de küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma amacıyla uyumlu olmaktan uzak ve acilen gözden geçirilmesi gerekiyor.”

Toplantıdan öğreniyoruz Afşin-Elbistan’da yargı kararlarına rağmen ek kömür santralinin yapımı gündemde. Üstelik Bakanlık  ‘ÇED olumlu’ kararı vermiş. Yargı süreci devam ediyormuş. Zeytinlikleriyle bildiğimiz Akbelen’in kömür madenciliğine açılması da toplantıda gündeme geldi.

İklim Ağı üyesi Greenpeace Türkiye’den Emel Türker Alpay sivil toplumun süreçteki önemine vurgu yaptı:

“Bu sürecin anlamlı olabilmesi için karar alma mekanizmalarının sivil toplumdan yerel yönetimlere kadar tüm paydaşlara açık olması, küresel müzakerelerde iklim adaletini ve tarihsel sorumluluk ilkesini gözeten, dengeli bir tutum benimsenmesi ve fosil yakıtlardan çıkış konusunda net bir siyasi irade ortaya konulması gerekiyor. Türkiye, tarihsel olarak küresel emisyonların en büyük sorumluları arasında yer almasa da günümüzde en fazla emisyona neden olan ülkeler içerisinde ilk 15’te bulunuyor ve iklim krizine karşı son derece kırılgan bir ülke. Bu nedenle Türkiye değişimi evinde başlatmalı.”

Diğer yandan COP31’e alternatif olarak Halkların İklim Zirvesi de toplumsal bir inisiyatif olarak Antalya’da uluslararası bir zirve düzenleyecek. İklim krizinin bedelini küresel düzeyde toplumlar da ödüyor. Çünkü iklim krizi, göçten gıda güvenliğine, tarım alanlarının yol olmasından biyolojik çeşitliliğe kadar insan yaşamına doğrudan etkileyen sonuçlar üretiyor.

Kuralsızlığın kural olduğu mevcut dünya düzeninde devletlerin kendilerini bağlayacak uluslararası anlaşmalara ihtiyaç duyması umut verici. İklim krizi meselesi sadece şirketlerin, devletlerin, ekonominin meselesi olarak görülemeyecek kadar dünya vatandaşlığı meselesi… Bu nedenle de sivil toplumun denetimi önemli.


© T24